Kampta her ay başı herkesin alt kattaki muhasebe odasına giderek, imza karşılığı aylığını alması gerektir. Aybaşı oluyor. Herkes bu şekilde aylığını alıyor. Muhasebeci durumundaki İngiliz Binbaşısı, Fahreddin Paşa'ya da gelip aylığını alması için haber gönderiyor. Paşa haberi getirene şu cevabı veriyor: "Bir Türk generali, kendinden küçük rütbede bir İngiliz subayının odasına gitmez... Söyle ona, benimle işi varsa buraya gelebilir!"
İngiliz askerî heyeti mütarekeden sonra Fahrettin Paşa'yı tecrit (tek başına kapamak) hapsine mahkûm bulunduruyordu. Türk Hükümeti ise harp devam ederken General Thousand'ı Büyükada'nın, Heybeli'nin güzel köşklerinde adeta serbest bir halde yaşatıyordu. Sonra barbar olan bizdik. Ağızlarından insanlık ve medeniyet savunuculuğunu düşürmeyenler de Batı kuvvetleri kumandanları idiler.
Gidiyoruz. Götürecekleri yere kadar, hiç sesimizi çıkarmadan gideceğiz. Alın yazısının en berbatı bu... Bu perişan durumda yalnız şunu iyi biliyorduk ki, İstanbul'a gitmiyoruz. Bu gidişin öyle ümit veren bir tarafı da yok...
Centilmenlerin işi ise bitmiyor. Çektikçe çekiyorlar. Arkadan, önden, yandan... Topluca, teker teker... Kahramanlıklarını ispat için sanki vesika topluyorlar. Çoğu da genç... Her hallerinden harp, marp görmedikleri belli. Ama ne gam, silah kullanmadılarsa da fotoğraf makineleri var ya...