İyi bir insan olmak ancak iyilikle mümkündür. İyilik yapabilmek için zengin olmayı beklemek nasıl kendini hayırdan mahrum bırakmak ve yoksulluğa esir olmak ise, aynı dili konuşmak, aynı ırka, dine, mezhebe mensup olmak da gerekmez iyilik edilenle. Irkın, rengin, dilin bir önemi var mı, gözlerimizin içine bakıp merhamet umut eden bir yetim, bir garip, bir kimsesiz gördüğümüzde? Sahi, "biz"den olmayan var mı yeryüzünde?
Bir kişi, yedi yüz fersah öteden, yedi kelime öğrenmek için bir bilgenin yaşadığı yere gitti. Bilgenin yanına var- dığı zaman ona şöyle dedi: "Ben Allah'ın sana vermiş ol- duğu ilim için sana gelmiş bulunuyorum. Gök ve gökler- den daha ağır olanı, yer ve yerden daha geniş olanı, taş ve taştan daha katı olanı, ateş ve ateşten daha hararetli olanı, zemherir ve zemherirden daha soğuk olanı, deniz ve denizden daha zengin olanı, yetim ve yetimden daha zelil olanı bana haber ver."
Bilge kişi, ona şöyle dedi:
"1. Suçsuz bir kimseye iftira atmak, göklerden daha ağırdır.
2. Hak ve hakikat, yerden daha geniştir.
3. Kanaatkâr bir kimsenin kalbi, denizden daha zen- gindir.
4. Hırs ve haset, ateşten daha hararetlidir.
5. Yakın akrabaya olan ihtiyaç -eğer yerine getiril- mezse- zemherirden daha soğuktur.
6. Kâfirin kalbi, taştan daha katıdır.
7. Koğucu bir kimse --koğuculuğu ortaya çıktığı za- man- yetimden daha zelil ve sefildir."
Yazının ruhu mu olurmuş diyor mahkeme katibi
Bu yüzden eskiyor hayat, merhamet yetim kalıyor
Bir tek susku kalıyor, diller de ölüyor birer birer
Ölen her dil yalnızlığı oluyor bu dünyanın
Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yeraltı nehr çağlıyordu
Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerin diyordu bir ses
İlk Kıblesi benim ulu Nebi'nin
Unuttu mu bunu acaba herkes
Burak dolanırdı yörelerimde
Miraca yol veren hız üssü idim
Kutsallığım belli şehir ismimden
Her yana nur saçan bir kürsü idim
Hani o günler ki binlerce mü'min
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebi'ler hâtırı için
Cevaba erişen dualar vardı
Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Mü'minden yoksunum tek ve tenhayım
Rüzgârlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım
Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Götür müslümâna selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu
Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu
Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin
Unuttu mu bunu acaba herkes
Burak dolanırdı yörelerimde
Mi’raca yol veren hız üssü idim
Bellidir kutsallığım şehir ismimden
Her yana nur saçan bir kürsü idim
Hani o günler ki binlerce mü’min
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine
Cevaba erişen dualar vardı
Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım
Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Götür müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu
O ki meydanın ortasına durmuştu
Elini kılıcının kabzasına koymuştu.
Dedi savaşçı:
"Ben gidiyorum
Hicret ediyorum.
Varsa ağlatmak isteyen anasını
Dul koymak isteyen karısını
Ve istiyorsa çocukları yetim kalsın
Arkamdan gelsin.