"Bazen ruh, kelimelerin olgunlaşması için sessizliğe çekilir. Bugün o sessizliğin içinden süzülen en saf hakikati; özgür bırakabilmenin asaletini konuşalım "
Sevmek, çoğu zaman sahip olmakla karıştırılıyor bu dünyada. Oysa gerçek sevgi; toprakta nazlıca salınan bir çiçeği, sırf kendi bencilliğin için dalından koparıp vazoya mahkûm etmek değildir. Çünkü bilirsin ki; o çiçek koptuğu an, vaktinden önce ölmeye mahkûmdur.
Ruhun Coğrafyası’nda öğrendiğim en acı ama en yüce hakikat şudur: Sevmek; dokunmadan hissetmek, sevdiğinin varlığına hürmetle, uzaktan ama derinden bir sessizlikle şükretmektir. Elin gitmesin o çiçeğin dalına, bırak yerinde kalsın. Bırak, güneşle dolsun içi, rüzgârla nefes alsın. Gerçek aşk, birini kendine hapsetmek değil; onun özgürlüğünde saklı, bazen hüzünlü ama her zaman onurlu bir yas tutabilmektir.
Onu bakışınla sula, gönlünle can ver; ama sakın soldurma hırsınla o en güzel anını. Bir bahçıvan şefkatiyle uzaktan izlemek yetmeli insana. Çünkü hırsla koparılan her güzellik, aslında ilk önce o kişinin kalbinde biter. Sevgi, özgür bıraktığın kadar senindir.
"Sahiplik bir hapishanedir, oysa değer vermek uçsuz bucaksız bir gökyüzü... Bir ruhu ancak özgür bıraktığında gerçekten sevebilirsin; çünkü dalından koparılan hiçbir güzellik, sana vaat ettiği kokuyu sonsuza dek veremez."
#İLKİM.M.K