Nar AğacıNazan Bekiroğlu
#okudumbitti Kitabın ilk yayın tarihi 2012
536 sayfa
Okuduğum ilk Nazan Bekiroğlu kitabı. Hem çok hızlı hem de ağır gittiğini söyleyebilirim.Çabuk bitse üzülecektim, bitmek bilmeseydi sıkılacaktım. Tam kararında, çok keyifli bir okuma oldu benim için.
Sevdanın, acının, gurbetin, savaşın, muhacirliğin, gitmenin, kalmanın, gidememenin bu gökyüzü altında nelerin yaşandığının ve daha nicelerin yaşanacağını anlatan, her cümlesiyle tüm duygusuyla içimi ezip geçen bir kitap oldu Nar Ağacı.
Kitabın kurgusu, gerçek kesitlerin sunumunun gerisinde gibi. İlgi, hikayeden uzaklaşıp, yazarın kalemine yoğunlaşıyor, dil o kadar ince işlenmiş ki, algınız ayrıntıların içinde seyir halinde sanki. Mekan tasvirlerine içinizin gitmemesi imkansız, bu gösterişli kullanım kitabın sürükleyiciliğine engel haliyle.Ancak bu niyetle okunursa derde deva olur.
Yazarın yanına oturup uslu uslu hikayeyi dinler gibi okudum, belki aynı denizin cocuğu, belki aynı kıyının insanı, belki aynı yeşili, bahçede aynı nar ağacını görerek büyüdüğümüz için.O Harşit'in denize döküldüğü yerde çayın yanına oturduk birlikte ağladık, güldük.
İlk defa bir romanın bu kadar içinde hissettim kendimi, olayları izleyen o gölge bendim sanki.Öyle içten öyle sıcak anlatılmış ki olayların içinde kendini kaybetmemek mümkün değil.Ayrıca acaba benimde böyle bir hikayem var mıdır diye düsünmeden edemiyor insan. Bende, çölün ortasındaki Yezd'e gitme isteği dahi uyandırdı desem yalan olmaz.
Konu: 1. Dunya savaşının başlamasıyla Ruslar 1916 da Trabzon'u işgal eder, Zehra ve ailesi çıkan göç emriyle arkalarında evin reisi gazi Hacıbey'i bırakarak İstanbula doğru yollara düşerler. Göç emri çıktıktan sonra Trabzon'dan ayrılan ailenin bireyleri her sıkıştıklarında degerli bir takıyı bozdurup yoluna devam etmişler,