Her şeyi anlamak, her şeyi bağışlamak mıdır? Bilmem. Bir şey var, Lizaveta, ben onu bilmekten nefret ediyorum; bu, insanın ölümü isteyecek derecede nefret ettiğini duyumsaması için bir olayın iç yüzünü apaçık görmesinin yettiği durumdur. Danimarkalı Hamlet’in, o örnek alınacak yazın adamının durumu. O, Hamlet, biliyordu, dünyaya bilmek için gelmek ne demektir; tanımak, not etmek, gözlemlemek ve gözlemleri, bir gülümsemeyle saklamak zorunda kalmak; öyle bir anda ki, eller henüz birbirini sıkmakta, dudaklar birbirine yapışmakta, bakış duygu gücüyle körelerek sönmektedir.. Kötü bu, Lizaveta, çirkin bu, başkaldırtıcı.. Ama başkaldırı neye yarar ki?”