...çocukluğumda oturduğumuz mahallede, öğleden sonraları evlerine gizlice adam alan bekâr ya da evli, çocuklu kadınları anımsadım. (Komşular onları uygunsuz davrandıkları için mi yoksa cam silecek yerde gündüz saatlerini keyiflerine ayırdıkları için mi kınıyorlardı, bunu çözmek olanaksızdı.)
Kaç kez seviştiğimizi hesaplıyordum. Her defasında ilişkimize bir şeyin daha eklendiği hissine kapılıyordum, fakat bizi birbirimizden kesinlikle ayıracak olan da bu jest ve haz birikimiydi. Bir arzu sermayesini tüketiyorduk. Fiziksel yoğunluk düzeyinde kazanılan, zaman düzeyinde yitiriliyordu.
Yine de hiçbir bomba, bir çocuğun gözlerinden büyük çukur açamayacak dünyaya. Biz, düşen borsa, yükselen döviz, azalan onurumuzla biraz daha siyah, ama bizden uzak bir savaşın aptal huzuru ile döneceğiz evlerimize. Çizgili pijamalarımızı giyinip, birer şiddet tapınağına dönen 'sıcak yuvalarımızda', katillerimize secde içinde, ölümlerimizi seyretmeye ve çocuklarımızı sevmeye devam edeceğiz...