Yağız Barut

Yağız Barut
Gazeteci
Ege Üniversitesi
İzmir
İzmir
19 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Asıl mesele Pal Sokağı’nda çocuk kalabilmektir
8/10
·235 syf.··
2023 2. kitabı
Başkahramanları çocuk olan romanlar her zaman ilgimi çekti. Sahici ve samimi geldikleri için midir bilmem ama örneğin Zeze’nin, Oliver Twist’in ya da Beyaz Gemi’deki isimsiz çocuğun yaşadığı olayları unutsam bile hissettirdiği duygular hep unutulmaz oldu. Pal Sokağı Çocukları da bu anlamda unutulmazlar arasına girdi bile… Dünya Çocuk Edebiyatı’nın bu önemli eserini daha erken yaşlarda okumayı çok isterdim. Eminim ki Nemecsek ve Boka çok daha kararlı, dürüst, cesur bir insan olmama katkı sağlardı. Çocukluk ve ergenlik arasındaki bir yaş grubunda bulunan roman kahramanlarımız; kurdukları ordu ve dernekteki ilişkileriyle o yaş grubundaki gruplaşmayı, birbirleri arasındaki dostluğu, sadakati ve ihaneti, değer gördükleri şeyler uğruna canları pahasına savaşmayı tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Tüm olaylar; çocukların tek oyun alanı olan, yurt olarak gördükleri arsaları ellerinden alınmasın diye yaptıkları savaş üzerinden aktarılıyor. Çocukların buradaki hayal dünyalarının genişliği, masumluğu ve ortaya koydukları karakter kitabın başarısının temel nedeni olabilir. Çocukların hissettirdiği duyguyu, kitabın çevirmeni Tarık Demirkan da çok güzel bir cümleyle özetlemiş: Dünyanın bütün çocukları Pal Sokağı’ndandır. Yani Demirkan; dünyadaki tüm çocukların Pal Sokağı’nın ruhunu, onların en temiz, en masum yanlarını taşıdığını savunuyor. Bence de öyle; dünyanın bütün çocukları Pal Sokağı’ndandır… Ama asıl mesele her şeye rağmen Pal Sokağı’nda çocuk kalabilmektir… İşte tam da bu yüzden çocuk edebiyatına çok ama çok önem verilmelidir. Çünkü bugün ülkemizin ve dünyanın yaşadığı en büyük sorunun bu olduğuna inanıyorum; çocukken bir satır bile Muzaffer İzgü, Aziz Nesin, Gülten Dayıoğlu, Charles Dickens, Vasconcelos, Samed Behrengi, Jules Verne, Molnar okumamış 'büyükler' tarafından
Edebiyat
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Siyasal İslamcıların ve faşistlerin ipliği pazara çıkarılmış
9/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
İslamo-Faşizm; siyasal islamcılarla faşistlerin hedeflerini ve yöntemlerini teşhir eden, deyim yerindeyse ipliklerini pazara çıkaran bir kitap olmuş... Merdan Yanardağ; mevcut baskıcı, otoriter, faşizan siyasi iklim içerisinde kalemini çok ama çok cesurca oynatmış; daha doğru bir ifadeyle mesleğinin hakkını tam anlamıyla vermiş diyebilirim. AKP-MHP ittifakına dair çok sert ifadeler var ve hiçbirinin altı boş değil, zaten söylediklerini de pek çok yerde örneklerle açıklıyor. Kaldı ki Yanardağ'a bu kitabının bedeli de ödetildi; bir TV programında söylemediği, kastetmediği cümleler nedeniyle hukuksuzca 100 günü aşkın süre cezaevinde tutuldu ve söylemediği sözler üzerinden de 2 yıl ceza verildi. Bunu da çok alçakça, çarpıtarak, gerçeği gizleyerek ve Yanardağ'ın üzerine asla yapışmayacak 'terör propagandası' suçuyla yaptılar. Ancak kendisi toplumun gönlünde çoktan beraat etmişti. Kitaba dair tek eleştirim, ki bu Yanardağ'ın diğer kitaplarında da var; bazı ifadeler, tanımlamalar, değerlendirmeler çok fazla tekrar ediyor. Bu akışı bozacak türden olmuyor ama çok sık olması rahatsız ediyor. Ancak tekrarın gücü diyerek olumlu yerden de bakabiliriz, konuyu daha çok akılda tutmamızı sağlıyor.. Özetle; Türkiye'nin son 20 yılına damga vuran siyasal İslamcı ve faşist Akp iktidarının, karşı devrimcilerin, Atatürk düşmanlarının, ihvancıların ipliği pazara çıkarılmış, geleceklerine dair olasılıklar ve riskler anlatılmış... Ayrıca toplumsal muhalefete, sosyalistlere, sekülerlerle, Atatürkçülere, çağdaş bir yaşamı özleyenlere, özgürlükçü, eşitlikçi insanlara da uyarılarda bulunulmuş, birlikte mücadele etmenin önemi anlatılmış. Merdan Yanardağ İslamo-Faşizm
İnceleme
İslamo-FaşizmMerdan Yanardağ · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202399 okunma
Hepimiz Kayıp Tanrılar Ülkesi'ndeyiz!
Puan vermedi·504 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
Kayıp Tanrılar Ülkesi, Ahmet Ümit'in okuduğum ilk kitabıydı; o yüzden diğer polisiye türündeki romanlarıyla karşılaştırma yapamıyorum ancak 500 sayfayı keyifle ve merakla okudum. Mitoloji, tarih, sosyoloji gibi alanlara ilgisi olan olmayan herkes de özenle hazırlanmış bu romanı severek okuyacaktır. Berlin ve İzmir (Bergama) hattında gidip gelen olay örgüsü ise bir İzmirli olarak beni ayrıca çok etkiledi. O yüzden de benim için kitabın 'edebi' değeri değil, gösterdiği diğer şeyler daha önemli hale geldi. Öyle ki bu romanda; ne muhteşem bir mirasın üzerinde yaşadığımı anlamanın mutluluğunu da, bu mirası bugüne kadar görmemenin hüznünü de yaşadım... Bu değerleri bize göstermeyen sistemin utancını da hissettim, bu konuda elini taşın altına koymayanların vizyonsuzluğuna da tanık oldum. Mesela gerçekten merak ettim; bu şehirde kaç bin genç, ekonomik ya da politik sorunların pençesinde tutsak kaldığı için Pergamon'u, Efes'i ya da diğer tarihi mekanları hâlâ görmemiştir veya kaç bin genç, içi boş hamasi öğretilerin gölgesinde olduğu için bu toprakların gerçek tarihini öğrenememiştir! Sorulacak epey soru var aslında ve işte tam da bu nedenlerle hepimiz (eğer Zeus'un dediği gibi 'tanrı' denilen şey gerçekten hakikat demekse) Kayıp Tanrılar Ülkesi'ndeyizdir!
1000Kitap
Kayıp Tanrılar ÜlkesiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202328,1bin okunma
8/10
·
Beğendi
Livaneli külliyatının en yalın eserlerinden birisi Balıkçı ve Oğlu; aksi takdirde 120 sayfaya bu kadar çok acı gerçek sığdırılamazdı. Livaneli, bu hikâyede aslında sakin Ege Denizi’nin nasıl göçmen mezarlığına döndüğünü merkeze koysa da karakterlerin yaşam koşulları ve yaşadıkları çevre üzerinden de birçok soruna dikkat çekmiş. Balıkçıların emeğinin karşılığını alamamasından tutun; balık çiftlikleri, maden ocakları ve otel işletmeleriyle gözü dönmüş sermayenin kıyılarımıza, ormanlarımıza saldırarak nasıl bir ekolojik yıkıma sebep olduğuna kadar hepimizin aşina olduğu bir çok sorun işlenmiş kitapta.… Özetle bu romanın derdi, hepimizin derdi.
Hayat
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,5bin okunma
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2020 16:10
Kendi benliğini, biricikliğini arayan Siddartha, hiçbir öğretiyi kabul etmez ve sürekli arayış içindedir. Mutluluk, bilgelik, hakikat gibi kavramlar; ‘tamam buldum’ denilebilecek şeyler değildir, onlar arayışın yani sürekli yürünmesi gereken yolun ta kendisidir. Bilgi başkasına aktarılabilse de bilgelik asla aktarılamaz. Herkes kendi yolunda ve kendi tecrübe ettikleri ile buna ulaşabilmektedir. Siddartha, yürüdüğü yol boyunca bazen günlerce aç kalan bir Samana bazense dünyevi hazların hepsine erişebilen bir zengin olmuştur. Siddartha için; ölümlü nesneler hızlı bir değişim içindedir ve yaşam ırmak gibidir! Sürekli akan bir su vardır ama su hep yerindedir, baktığımızda aynı sudur ama hep yenidir. Ayrıca ırmak her yerdedir; kaynadığı yerde, döküldüğü yerde, çağlayanda ve aynı zamanda geçmişte ya da gelecekte değil şu an’dadır. (Kitaptaki ırmak metaforu gerçekten iyi işlenmiş) Tüm iyi ve kötü şeyler, çileler, hazlar, amaçlar, özlemler dünyayı oluşturmaktadır. Tümü birden oluşumların ırmağı, tümü birden yaşamın müziğidir. İnsan kendini ırmağın akışına bırakmalı, yazgıyla savaşmaktan da vazgeçmelidir. Çünkü; hiçbir gerçek yoktur ki, karşıtı da gerçek olmasın. Öyle ki haydutların özünde bir Buddha, Brahmanların özünde ise bir haydut vardır! Sonuç olarak önemli olan tek şey; dünyayı sevmek, onu aşağılamamak, ona ve kendine hınç beslememektir. Ona, kendine ve bütün varlıklara sevgiyle, hayranlıkla bakabilmektir.
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447bin okunma