8/10
·80 syf.··
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 13:22
Uysal Kız – Dostoyevski Uysal Kız, hacim olarak kısa ama duygusal ve psikolojik anlamda oldukça yoğun bir kitaptı. Dostoyevski yine insan ruhunun en karanlık ve en karmaşık yönlerini anlatmayı başarmış. Olaylardan çok karakterlerin iç dünyasına odaklanan bir eser olduğu için okurken sürekli anlatıcının zihninin içinde dolaşıyormuş gibi hissettim. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken şey, anlatıcının kendini haklı çıkarmaya çalışması oldu. Yaşananları kendi açısından anlatıyor ama satır aralarında aslında görmediği ya da görmek istemediği birçok gerçek olduğunu hissediyorsunuz. Bu da kitaba farklı bir derinlik katıyor. Anlatılanlarla sezilenler arasında sürekli bir mesafe var. Kitaptaki evlilik ilişkisi de oldukça rahatsız edici ama bir o kadar gerçekçi geldi bana. Sevgi yerine gururun, güç kurma isteğinin ve iletişimsizliğin ön plana çıktığı bir ilişki izliyoruz. Karakterler birbirlerine çok yakın olmalarına rağmen aslında birbirlerini hiç tanımıyorlar. Bence kitabın en acı tarafı da buydu. Dostoyevski’nin dili yine çok güçlü. Kısa bir metin olmasına rağmen insanı sürekli düşünmeye zorluyor. Özellikle pişmanlık, vicdan ve geç kalmış farkındalık üzerine söyledikleri uzun süre akılda kalıyor. Kitap bittikten sonra bile anlatıcının kendi kendine yaptığı o hesaplaşmayı düşünmeye devam ettim. Uysal Kız, bana bazen insanların en büyük trajedisinin söyledikleri değil, söyleyemedikleri şeyler olduğunu düşündürdü. Bir ilişkide sevginin tek başına yetmediğini; anlayışın, empati kurmanın ve zamanında konuşabilmenin de en az sevgi kadar önemli olduğunu hissettirdi. Kısa olmasına rağmen etkisi oldukça büyük bir eserdi. Dışarıdan sakin görünen ama içinde büyük bir duygusal yıkım barındıran, insanın zihninde uzun süre yaşamaya devam eden kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
Uysal KızFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202310,9bin okunma
10/10
·138 syf.··
Beğendi
·
2026 127. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00
"KIRILAN SESSİZLİK" ​"Düşmanlarımız ne kadar sert vururlarsa vursunlar asla bizleri yıkamazlar, yenebilirler ama yıkılmayız, umudumuz, hayallerimiz ve inançlarımız hâlâ var olurlar fakat en yakınlarımızın en ufak darbesi umudumuzu, hayallerimizi ve inancımızı yerle yeksan edebilir." Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünen bir aile… İçeride ise yıllardır sustukça büyüyen sırlar, konuşulmayan gerçekler, suskunluklar ve en sonunda dayanılmaz hale gelen sessizliğin çatırdaması… Sıradan bir aile hikâyesi gibi başlasa da yazar, bir ailenin içten içe nasıl çürüdüğünü, sessizliğin bir aileyi nasıl yabancılaştırdığını gözler önüne seriyor. Bizi gerilim dolu bir labirentin içine sürüklüyor. Halim, kendi halinde bir elektronik mühendisi. Hayatı seven, insanlara güvenen, sıradan bir hayatın peşinde. En yakın arkadaşı Ferdi ise onun “can kardeşi”. Birlikte büyümüş, birlikte hayaller kurmuş, birlikte büyümüş iki çocukluk arkadaşı. İş hayatına atılmalarıyla birlikte görüşme sıklıkları azalır. Ama dostlukları devam eder. Bir gün Emirgan Korusu’nda buluşurlar. Eski günleri yâd eder, kahkahalar atar, belki de “Ne çabuk büyüdük” derler. Ferdi yeni bir projeden bahseder. Kısa bir Mısır gezisinden sonra hayata geçireceği planları anlatır. Bu buluşma, Halim’in hayatının son “güvenli” günlerinden biridir. Çünkü Ferdi’nin yola çıktığı gün, Halim’in karşı komşuları aniden ölür. Ve Ferdi, bir daha geri dönmez. Ferdi’nin dönmeyişi, Halim’in dünyasında ilk sarsıntıyı yaratır. Komşularının ölümü ise ikinci büyük şoktur. Halim, iki olay arasında bağlantı olup olmadığını merak etmeye başlar. Araştırdıkça, öğrendikçe, gerçeğe yaklaştıkça… İnsanlara olan güveni birer birer dökülür. Dostluk dediğin neydi ki? İnsan dediğin neydi ki? Peki ya güvendiğin her şeyin yalan olduğunu öğrensen, geriye
Edebiyat
Kırılan SessizlikHakan Yüksek · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202628 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
3/10
·408 syf.··
2026 3. kitabı
·
81 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 19:30
Uğultulu Tepeler’i büyük beklentilerle okudum çünkü yıllardır edebiyatın en büyük aşk hikâyelerinden biri olarak anlatılıyor. Ancak kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey hayranlık değil, büyük bir hayal kırıklığı oldu. Öncelikle bu kitabın bir aşk hikâyesi olduğunu düşünmüyorum. Bana göre bu, travmalarını ve öfkesini çevresindeki herkese yansıtan bir adamın, yıllar boyunca insanların hayatlarını nasıl mahvettiğinin hikâyesi. Heathcliff karakterini romantik bulmakta zorlandım; aksine onu takıntılı, yıkıcı ve acımasız bir karakter olarak gördüm. Kitap boyunca neredeyse herkes onun öfkesi ve intikam duygusundan zarar görüyor. Romanın karanlık atmosferi de benim için oldukça yorucuydu. Elbette her eser mutlu sonla bitmek zorunda değil; ancak burada sürekli olarak umutsuzluk, nefret ve yıkım hissiyle karşılaştım. Karakterlerin çoğuna yakınlık kuramadım ve yaşanan olaylar beni duygusal olarak etkilemekten çok rahatsız etti. Kitabın yazıldığı dönemde kadınların toplumdaki konumuna ve sahip oldukları sınırlı haklara dikkat çekmek istemesini anlayabiliyorum. Ancak bu temaların, bana göre son derece toksik ve sağlıksız bir ilişki üzerinden işlenmiş olması kitaptan aldığım keyfi daha da azalttı. Kadın karakterlerin yaşadığı çaresizlik dikkat çekici olsa da, anlatının merkezine yerleştirilen ilişkinin “büyük aşk” olarak görülmesini anlamakta zorlanıyorum. Edebiyat tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, benim için Uğultulu Tepeler unutulmaz bir aşk romanından çok, karanlık ve yıkıcı insanların birbirlerinin hayatlarını tükettiği bir hikâye olarak kaldı.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202558bin okunma
Yıkım
8/10
·144 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 12:24
Bu müthiş yeteneğin dünyamızdan bu kadar erken ayrılması çok üzücü. Yıkım edebiyatının en iyi ismi bence. Bir "Kapıların Dışında" değilse de bu kitap da çok sert ve etkileyici. Biraz "1984" buluyorsunuz, biraz "Bir Savaş Vardı"..
Geçen SalıWolfgang Borchert · Everest Yayınları · 202346 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 37. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 11:03
Bir ressam düşünün mükemmel bir eser ortaya çıkarmak için ömrünü veren.Sonunda bunu takıntı haline getirip güzel bir tablo ortaya çıkarmak yerine resmin özünü yok eden. Ve bunu anladığı an büyük bir yıkım yaşayıp kendini de yok eden. Ressamlar bazen gerçekten anlaşılmaz oluyorlar. Doğaya bizim baktığımızdan farklı gözle baktıkları gibi sanat eserlerine de bizim yüklediğimiz anlamdan çok daha fazlasını yükleyebiliyorlar.
Gizli BaşyapıtHonore de Balzac · Can Yayınları · 20174,495 okunma
Puan vermedi·472 syf.·
2026 67. kitabı
Kitapların savaşını anlatan şahane bir metin okudum. Tankların, silahların ve generallerin gölgesinde kalan başka bir cephe açtı önümde: kütüphanelerin, yayıncıların, sansür kurullarının ve okurların cephesi. Kitapların daima iyi şeylere hizmet ettiğine inanmayı seviyoruz, kabul edelim. Hatta “kitap okuyan insandan zarar gelmez” düşüncesine inanan çokça insan var. Oysa Pettegree bize bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. Bir kitabın insanları özgürleştirebildiği kadar manipüle de edebileceğini, bir romanın teselli sunduğu kadar propaganda aracı hâline de gelebileceğini hatırlatıyor. Yazarın anlattıkları arasında beni en çok kütüphanelerle ilgili olanlar etkiledi. Çünkü kitap yakmanın ya da bir kütüphaneyi bombalamanın yalnızca fiziksel bir yıkım olmadığını çok net hissettiriyor. Bir şehrin hafızasının yok edilmesinden söz ediyoruz. Bir daha asla yerine konulamayacak el yazmaları, notlar, kişisel arşivler ve izler… Bu bölümleri okurken insan ister istemez “bir toplumu gerçekten yenmek istiyorsanız önce insanlarını mı yok edersiniz, yoksa hafızasını mı?” diye düşünüyor. Cephede kitap okuyan askerler, sansürlenen yazarlar, bombalardan kaçırılan koleksiyonlar, savaş sırasında görevleri dışında çizim yapan ya da yazı yazan insanlar… Bütün bunlar metni kuru bir araştırma olmaktan çıkarıp canlı bir anlatıya dönüştürüyor. Kitabı beş günde bitirdim. Başarılı ve zor bir metindi. Bombardıman altında bile kitap saklayan, kitap taşıyan, kitap basan ve kitap okuyan insanların hikâyesi, savaşın kendisi kadar etkileyiciydi, diyebilirim. Savaşları anlatırken kitapları, kitapları anlatırken de insanı unutmayan bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
1000Kitap
Kitaplar ve SavaşAndrew Pettegree · Yeditepe Yayınevi · 20253 okunma