O zaman sık sık, beni kuru bir ağacın kavuğunda, başımın üzerindeki çiçekli gökyüzüne bakmaktan başka bir meşgalem olmadan yaşamaya zorlasalar buna usul usul alışır, yaşar giderim diye düşünüyordum.
Günlerin nasıl hem bu kadar uzun hem bu kadar kısa olabildiğini anlamamıştım. Yaşaması uzundu elbette, fakat o kadar genişlemişlerdi ki sonunda iç içe geçiyorlardı. Adlarını yitiriyorlardı. Benim için içi boşalmadan anlamını koruyan yalnızca dün ve yarın sözcükleriydi.