Sanırım orada oturmaktan hoşlanmıştım, bir perşembe günü okuldan eve dönmüşüm gibi gelmişti. Kimse benimle ilgilenmiyordu fakat bir yerde benim faydama olacak bir şeyler yapıldığına dair pek hoş ve rahatlatıcı bir his vardı içimde.
Solucanları severim, onları yerden almak benim için sorun değildir ki bu alışılmadık bir şey ve belli durumlarda bana önemli bir üstünlük sağlıyor çünkü canım isterse onları alıp insanlara atabileceğim anlamına geliyor, beni her zaman neşelendirir bu.
…Ertesi sabah uyandığımızda, sokağımızdaki kar ciddiye alınası ve hatta korkulası boyuta ulaşmıştı, bu şartlarda aklı olan kimse dışarı çıkmaz. O sebeple hemen hazırlanıp çıktık. Ve galiba son kez, semtin bir miktar tepesine konumlandırılmış bir emlakçıya gittik. Neşeyle. Emlakçı gençleri genel olarak feci severim çünkü. Siyah takım elbiselerle, ekip olarak bir türlü tutturamadıkları o ambiyansın içinde savrulur dururlar. Yalnızken “Nabıyon lan!” dedikleri adama, müşterinin yanında “Ahmet Bey” demeye çalışırken çenelerine kramp girer.
Beni neyin beklediğini bilmiyorum. Ama beni güzel günlerin beklediğine inandığım günler çoktan bitti. O günlermiş meğer güzel olan. Şimdi günler beni olduğum yere çiviledi. Kendi çarmıhımda sızlanıyorum.