Gerçek benliğimi korumak için erkeklere dış kabuğumu sunardım. Yüreğimle ruhumu korur; bedenimi edilgen, hareketsiz, his- siz rolünü oynamaya bırakırdım. Edilgen olarak direnmeyi, hiçbir şey vermeksizin kendimi tümüyle korumayı, kendi dünyama çekilerek yaşamayı öğrenmiştim. Diğer bir deyişle, erkeklere bedenime sahip olabileceklerini, ölü bir bedene sahip olabileceklerini, ama tepki göstermemi, heyecanlanmamı, haz ya da acı duymamı beklememelerini söylerdim. Hiçbir çaba, hiçbir enerji harcamaz, sevgi gösterisinde bulunmaz, düşünmezdim. Dolayısıyla hiç yorulmaz, tükenmezdim. Ama aşkta her şeyimi vermiştim; yeteneklerimi, çabamı, duygularımı, en derin duygularımı... Bir azize gibi, bedelini hiç hesaplamadan, elimde avucumda ne varsa hepsini vermiştim. Tek bir şey dışında hiçbir şey istememiştim, hiçbir şey: aşkın korumasına sığınmak
Onlar sizin vasıtanızla gelirler ama sizden değildirler. Ve sizinle birlikte olsalar da size ait değildirler. Onlara sadece sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların kendilerine ait düşünceleri vardır. Onların bedenlerine mesken sunabilirsiniz ama ruhlarına değil
Ama kendiniz için çıkar sağlamak istediğinizde kötü olmazsınız. Çünkü çıkar sağlamaya çalıştığınızda toprağa yapışıp memesini emen bir kökten başka bir şey değilsiniz
Size aynı zamanda hayatın karanlık olduğu da söylendi ve siz de yorgunluk içinde yorgunların söylediklerini tekrarlıyorsunuz. Ben de size, hayatın dürtü olmadığı takdirde gerçekten karanlık olduğunu... Bilgi olmadıkça bu dürtünün karanlık olduğunu... Çalışma olmadıkça bu bilginin beyhude olduğunu... Aşk olmadıkça çalışmanın boş olduğunu söylüyorum. Aşkla çalıştığınızda kendinizi hem kendinize hem başkalarına hem de Tanrı'ya bağlamış olursunuz