**Sanırım kitap incelemesini Dostoyveski'den duymalısınız!
Bu notları yazmaya başlamakla hiç iyi etmedim gibi geliyor bana. En azından, bunları yazarken çok utandım. Sanırım bir edebiyat denemesi değil, suçumun cezasını çekmek oldu bu. Sözgelimi, köşemde insanlardan uzak, yaşamdan kopmuş, bencil bir nefret içinde ruhsal çürümüşlükle hayatımı nasıl berbat ettiğimi uzun uzun anlatsaydım, inanın hiç ilginç olmazdı. Romanın bir kahramanı olmalıdır, ama burada inadına her şeyiyle olumsuz bir kahraman var ve bu, okurun tatsız bir duyguya kapılmasına neden olacak, çünkü bizler yaşamdan koptuk, hepimiz az veya çok,aksıyoruz. Hem öylesine kopmuşuz ki, zaman zaman gerçek "canlı yaşam"dan tiksiniyoruz, bu yüzden de, bize onu hatırlattıklarında buna dayanamıyoruz. Bunu o kadar ileri götürmüşüz ki, gerçek "canlı yaşam"ı neredeyse bir iş, neredeyse görev sayıyoruz ve hepimiz yaşamın kitaplarda daha güzel olduğunda hemfikiriz. Ayrıca, kimi zaman neden çabalayıp duruyoruz, neyi yüceltiyoruz, neyi arzuluyoruz? Neyi olduğunu kendimiz de bilmiyoruz.. Soylu arzularımızın, yerine getirilirlerse bunun bizi daha kötü duruma düşüreceğini biliyoruz. Evet, deneyiniz, sözgelimi daha çok özgürlük verin bize, içimizden bazılarımızın ellerini çözün, çalışma alanımızı genişletin, üzerimizdeki egemenliğinizi kaldırın... İnanın, tekrar tekrar egemenliğiniz altına girmeyi önce bizler isteyeceğiz. Sanırım, böyle dediğim için kızıyorsunuzdur bana, bağırıp çağırmaya, tepinmeye başlıyorsunuz. "Lütfen yalnızca kendi hesabınıza konuşun!" diyorsunuz. "Yeraltındaki kendi zavallı yaşamınızdan söz edin! Bizler' demeyin!" İzin verin baylar, evet, "bizler" dediğim için kendimi savunacak değilim. Bana gelince, ben hayatımda bu olayı öylesine uç noktaya götürdüm ki, siz onu bunun yarısına kadar götürmeye