NOT: YAZI, BAŞTAN SONA SPOILER İÇERİR!
Miguel de Unamuno’nun eseri olan Sis, 1914 yılında İspanyol edebiyatının bir ürünüdür.
Önsözüyle bile bir varoluş karmaşasının içine çekiyor sizi. Kitabı anlamadan önce oldukça karışık gelen bu eser, anladıktan sonra çorap söküğü gibi akıp gidiyor.
Başkahraman Augusto Pérez, ne yapacağını bilemeyen biri olarak yoldan geçen alelade birisine âşık olmasıyla hayatının akışını değiştiriyor. İster istemez kendisini bir varoluş sıkıntısının içinde buluyor ve doğal olarak kendini keşfetmek istiyor.
Âşık olduğu kız ise oradaki meşhur piyano hocası Eugenia’dır. Augusto, tanışmak için peşine takılıyor; nerede yaşadığını öğrendikten sonra evin hizmetçisiyle görüşme fırsatı yakalayıp kendini tanıtıyor, sırf Eugenia ile bağlantı kurabilmek için.
Daha sonrasında Eugenia’yı kendi çevresine anlatıyor ve şaşırtıcı bir şekilde, kendisi hariç herkesin onu tanıdığını fark ediyor. Bu duruma oldukça şaşırıyor ve çevresinden gelen "o kızla evlenmelisin" baskılarından sonra, kendisinin de körkütük âşık olduğuna inanmaya başlıyor. İlk günlerde kafasını çok sevdiği oyunlara bile veremeyen Augusto, o kızın kesinlikle kendisinin olması gerektiğini düşünüyor. Hayatın ve yaşamanın sebebini bulmuş gibi sevinç dolu günler geçiriyor.
Hayat tesadüfleri sevdiği için, Augusto kızın evinin çevresinde gezinirken bir olay sonucu ev halkı tarafından da sevilir. Böylece Eugenia’nın hayatına dair bazı bilgiler öğrenir ve onun için bir şeyler yapmak ister. Tabii bu süreçte, birden kendini herkese âşık zannederek bütün kadınları ilgi odağı haline getirir. Kiminle evlenmek istediğine karar veremez ve çevresindeki farklı kadınlarla evlenmeyi düşünür.
Yakın dostu Víctor ile evlilik ve ilişkiler üzerine yaptığı sohbetlerden sonra, evlilik hakkında fikirleri biraz değişir