Hiç, nasıl olur ki, vatan muhatarada bulunsun da ben evimde rahat oturayım. Hiç, nasıl olur ki, devlet yerinden oynasın da ben mıhlanmış gibi burada kalayım. Hiç, nasıl olur ki, vatan muhabbeti [sevgisi] bugün her şeyden mukaddes [kutsal] olsun da ben senin muhabbetinle [sevginle] uğraşayım. Hiç, nasıl olur ki, dünyada her şeyin ilerlediğini bilip dururken ben babamdan, ecdadımdan [atalarımdan] aşağı kalayım. Vatan! Vatan! Vatan muhatarada [tehlikede] diyorum, işitmiyor musun?
Bilmem gecenin haline hiç dikkat buyurulmuş mudur? Bir kere yeryüzüne o karanlık çöker; bir kere odanın kapısı, penceresi kapanır da tenhalığın vahşeti fikre, kalbe istila eder mi? Dünyayla ademin hiç farkı kalmaz.
İnsan her adımını mezardan tebaüd için atar, yine her adımda mezara bir adım daha takarrüp eder. (Nitekim her nefesini temdid-i hayat için atar, yine her nefeste hayatından bir nefeslik zaman azalır)