İnsanın içindeki iyilik de kötülük de, aynı kalbin farklı kapılarıdır.”
Fromm’un bu kitabı, insanın hem sevgiye hem şiddete neden bu kadar yatkın olduğunu anlamak için yazılmış kısa ama sarsıcı bir çalışma. Her bölüm, insan ruhunun başka bir katmanını açıyor. Özellikle modern toplumun bizi nasıl sessizce çürüttüğünü okumak ürpertici.
Kitap “İnsan kurt mu kuzu mu?” sorusuyla açılıyor. Fromm burada ne romantik ne karamsar: İnsan koşullara göre şekillenen, hem iyiye hem kötüye açık bir varlıktır.
Bu bölümdeki en çarpıcı cümlelerden biri şöyle:
“İnsan, yıkıcı gücünü durduramadığında, ölümün hizmetine girer.”
Fromm’a göre şiddet tek bir davranış değil; güçsüzlük, yalnızlık, özgürlükten kaçış, engellenme ve öç alma gibi farklı kökenlerden beslenir. Bazı insanlar tehdit altındayken savunmaya geçer; bazıları üretici olamadığı için yok etmeye yönelir. Fromm bunu şöyle ifade eder:
“Yaratamayan insan, yok ederek kendini aşmaya çalışır.”
Kitabın en sarsıcı bölümü ise “ölüm sevgisi – yaşam sevgisi” karşılaştırması.
Fromm, bazı insanların canlı olana değil cansız olana yöneldiğini söyler; düzen, mekaniklik, kontrol onlar için bir güvenlik alanıdır. Buna “necrophilia” der.
“Ölü olana duyulan hayranlık, yaşamdan duyulan korkunun maskesidir.”
Bunun karşısında ise yaşamı, yaratıcılığı, büyümeyi seven “biophilia” vardır:
“Yaşam sevgisi, insanın kendi varlığını doğrulamasıdır.”
Narsisizm bölümünde Fromm, narsisizmin yalnızca bireysel bir problem olmadığını; toplumların, ulusların bile buna kapılabileceğini anlatır:
“Narsisizmin büyümesi, gerçekliğin küçülmesiyle mümkündür.”
Kandaşlık saplantısı bölümünde ise içe kapanmış, yalnızca “kendi kanına bağlı” ilişkilerin nasıl bir bağımlılık tuzağına dönüştüğünü işaret eder.
Bu eğilim özgürlüğü gölgeler çünkü özgürlüğün temel koşulu