Türk romanında eşine az rastlanır bir cesaretle, beş yaşındaki bir çocuğun gözünden dünyayı, cinayeti, aileyi ve insanın o bitmek bilmeyen trajedisini anlatıyor yazar. Ama bu çocuk, bildiğimiz çocuklardan değil.
Alper Kamu: Bir Filozofun Çocuk Bedenine Hapsoluşu
Kitabın en vurucu cümlesi aslında tüm felsefesini özetliyor: "Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar." Alper Kamu, anaokuluna gitmeyi reddeden, varoluşsal sancılar çeken, Dostoyevski tadında içsel hesaplaşmalar yaşayan bir karakter. Onu okurken "bir çocuk böyle konuşur mu?" demiyorsunuz; aksine hem eğleniyor, hem düşünüyorsunuz.
Romanı sadece bir "polisiye" olarak etiketlemek haksızlık olur. Evet, merkezde bir cinayet var, bir gizem çözülmeye çalışılıyor; ama yazar bunu öyle bir kara mizah ve metaforik anlatımla harmanlıyor ki, kendinizi yer yer gülümserken, yer yer de bir yeraltı edebiyatı metninin karanlığında buluyorsunuz. Mahalle hayatı, "rencide olmuş" babalar ve hayal kırıklıklarıyla dolu oğullar arasındaki o görünmez bağ, kitabın ismindeki derinliği de anlamlandırıyor.
Neden Okumalısınız?
Üslup: Canıgüz’ün dili hem çok kıvrak hem de zekice kurgulanmış ironilerle dolu. Her cümlede bir "fırlama zeka" pırıltısı var.
Toplumsal Eleştiri: Beş yaşındaki bir çocuğun naif ama keskin bakışıyla aile kurumuna, otoriteye ve mahalle ahlakına getirilen eleştiriler oldukça sarsıcı.
Farklı Bir Perspektif: Eğer klasik anlatılardan sıkıldıysanız ve "absürt" ile "gerçek" arasındaki o ince çizgide yürümek istiyorsanız, Alper Kamu size harika bir rehberlik yapacak.
Sonuç olarak;
Alper Canıgüz, bu eserle sadece bir polisiye yazmamış; insanın ruhundaki o yaralı bölgelere, "rencide olmuş" taraflara dokunan edebi bir başkaldırı yaratmış. Ben çok keyifle okudum. Tavsiye ederim.