Söyleme Bilmesinler: Bir Ailenin Sustukları
Bir aile düşünün.
Üç yetişkin erkek evlat, onların eşleri, bir anne ve bir baba. Anne artık hayatta değil ama aile hâlâ her hafta aynı masada buluşuyor. Aynı gün, aynı saat, aynı yemek. Dışarıdan bakıldığında düzenli, hatta örnek sayılabilecek bir aile ritüeli. Ama bu masada herkesin sakladığı bir şey var.
Şermin Yaşar’ın Söyleme Bilmesinler romanı, tam olarak bu masanın etrafında örülüyor. Söylenmeyenlerin, bastırılanların ve ertelenen gerçeklerin yarattığı ağırlık üzerine kurulu katmanlı bir hikâye anlatıyor bize.
Roman, babanın kendini öldürmesiyle başlıyor. Ama aslında mesele ölüm değil; o ölüme gelene kadar kimsenin konuşmamayı seçtiği şeyler. Yazar, hikâyeyi doğrusal bir şekilde anlatmak yerine, karakterleri teker teker ele alıyor. Her birinin gündelik yaşamına giriyoruz önce. İşlerine, evlerine, evliliklerine, içlerinden geçen ama dile gelmeyen düşüncelerine… Sonra yavaş yavaş derinleşiyoruz. Çelişkiler, pişmanlıklar, korkular ve suskunluklar ortaya çıkıyor.
Her karakterin kendi içinde kurduğu bir dünya var. Ve her sır, o dünyanın içinde bambaşka bir tablo çiziyor. Söylenmeyenler, sadece saklanan gerçekler değil; aynı zamanda hayatın yönünü değiştiren kırılma noktaları. İnsanların attığı adımları, kaçtığı yolları, seçtiği sessizlikleri belirliyor.
Roman ilerledikçe düğümler çözülüyor. Son yemekte yaşananlar, babanın intiharı ve sonrasında aile bireylerinin hayata bakışlarındaki içsel ve dışsal değişimler, hikâyeyi tamamlıyor. Aslında herkes, kendi sorularına cevap buldukça, eksik kalan yerlerini de fark ediyor. Ve belki de ilk kez, neyin yarım kaldığını anlıyor.
Romanın temel teması çok net: Söylenmeyenlerin yarattığı ağırlık.
Bir sır, söylendiğinde yıkıcı olabilir; ama söylenmediğinde yıllar boyunca insanın içini