(Spoiler içerir)
Nahid Sırrı Örik’in Kıskanmak’ı, Türk edebiyatında insan ruhunun en karanlık odalarına girme cesareti gösteren ender romanlardan biri. Örik çoğu zaman “dışarıda kalmışların” yazarı olarak anılır ama bu romanda yaptığı şey bundan daha sert: Kıskançlığı geçici bir duygu olarak değil, insanın bütün hayatını zehirleyen bir yaşama biçimi olarak anlatıyor.
Romanın merkezindeki Seniha, kolay kolay unutulacak bir karakter değil. Onu ürkütücü yapan şey saf kötülüğü değil; yıllar boyunca görülmemiş, beğenilmemiş, seçilmemiş olmanın içerde biriktirdiği o sessiz öfke. Güzellik, zarafet ve başarıya prim veren bir dünyada “çirkin” kalmış olmanın bedelini herkes öder ama Seniha bunu kabullenmez. O bedeli geri ödetmeye karar verir.
Ağabeyi Mümtaz tam da onun olamadığı her şeydir: Yakışıklı, sevilen, hayatta karşılığı olan biri. Seniha ise onun gölgesinde, aynalarla arası bozuk bir hayat sürer. Bu fiziksel ve toplumsal eşitsizlik, Seniha’nın içindeki nefreti besleyen ana kaynaktır. Ama Seniha bağırmaz, saldırmaz, hesap sormaz. O bekler. Onun kıskançlığı ani bir patlama değil; yıllara yayılan, sabırla örülmüş bir yıkım planıdır.
Romanın 1930’ların Zonguldak’ında geçmesi boşuna değildir. Kömür tozu, kasvet, dar çevreler, dedikodular… Her şey boğucudur. Olayların loş odalarda, kapalı kapılar ardında ilerlemesi tesadüf değildir. Okur olarak biz de sıkışırız. Bu sıkışmışlık, Seniha’nın zihnindeki hapis halini neredeyse fiziksel olarak hissettirir.
Hikâye, Mümtaz’ın güzel karısı Mükerrem’in bir ihaneti etrafında şekillenir. Ama Seniha’nın bu ihaneti ortaya dökme motivasyonu ahlaki değildir. Onu harekete geçiren şey adalet duygusu değil, güzel olanın düşüşünü izleme arzusudur. Ağabeyinin mutluluğunu yıkmak, kendi eksikliğine bir denge kurma çabasıdır. Seniha bu ihaneti bir