Toplaşın ...:)))
Gençler okurken beni güldüren,ürküten ,yer yer hayatı sorgulatan deli gibi okuma isteği uyandıran bir kitap in-ce-li-yo-ruz......
Hadi başlayalım bana göre kitabın en can alıcı alıntısı ile gireyim cümlelerime buyurun ;
**Hayat… ben ve diğerleri arasında gerilmiş incecik bir ip.
Ve ben, o ipte yürümeyi bir türlü beceremeyenlerdenim**.
Kaan Murat Yanık bu kitapta sadece bir hikâye anlatmıyor aslında. İnsan insanı nasıl kaybeder, kendine nasıl yabancılaşır… onu gösteriyor. Kendinden kaçtıkça, hiç yazmak istemediğin şeylere dönüşüyorsun ya… işte tam orası kalbe dokunuyor.
İnsan bir süre sonra herkesi kendisi gibi sanıyor. Kaybolmuş, yönsüz, eksik… Ama öyle olmadığını fark edince bu kez yalnızlık çöküyor içine. Bir kuyu gibi. İçinde debeleniyorsun. Sesini bile kendin yutuyorsun.
Hayatın düz bir çizgi olmadığını hatırlatıyor kitap. Aksine… dönüp duran, insanı içine çeken bir çember. Kaçtıkça içine giriyorsun.
Ve aşk…
Öyle süslü değil burada.
Aşk, seni alıp karanlığa atan bir kuvvet. Nereye düşeceğini bilmeden düşüyorsun. Korkarak ama duramayarak…
Zencefil…
Böyle bir dost var mı gerçekten dedirtiyor. Canı pahasına yanında duran, olduğu gibi, sahici.
Gülbadem…
“Ben âşık olmam” diyenin bile inancını sarsacak kadar derin. Bazen abartı gibi geliyor, “yok artık” diyorsun… ama elinden bırakamıyorsun. Merak, sayfaları çeviriyor senin yerine.
Bir de o ustasıyla konuşmaları…
İnsanı durdurup düşündüren, ders verir gibi ama asla sıkmadan. Okurken içimden “keşke benim de böyle bir ustam olsa” geçti.
Ve o son cümle…
“Turuncu bir yağmur başladı.”
Bitiyor ama aslında bitmiyor.
Ben turuncu rengini zaten çok severdim… ama turuncunun masumiyeti temsil ettiğini bu kitapla öğrendim. O cümleden sonra turuncu artık bende sadece bir renk değil, bir his oldu.
Dili akıcı, yer yer