derin bir nefes alarak şöyle düşündü:
“Yo, Siddhartha’nın bundan böyle elimden kayıp gitmesine izin vermeyeceğim! Bundan böyle düşünmeye ve yaşamaya Atman’la ve dünya ıstırabıyla başlamayacağım. Bundan böyle kendimi öldürüp, kendimi parçalara ayırıp da yıkıntıların ardında bir giz aramaya kalkmayacağım. Bundan böyle ne Yogo-Veda, ne Atharva-Veda, ne çileciler, ne de herhangi bir öğreti olacak öğretmenim. Kendi kendime öğretmenlik yapacak, kendi kendimin öğrencisi olacak, kendimi tanımaya, Siddhartha’nın gizini tanıyıp öğrenmeye çalışacağım.”
I- Orhun sözü Türkçe metinlerde en eski olarak Moyunçur Kağan âbidesinde geçer. Bu âbidenin şimal cephesinin 3'ncü satırında Orkun şeklinde ve cenup cep-hesinin onuncu satırında yalnız Orkun şeklinde Orhun kelimesi zikrolunmuştur. Bu âbideyi bulup neşreden Fin âlimi Ramstedt bu kelimeyi pek doğru olarak Oruqun diye okuyor. Çünkü Orkun harfi eski Türk alfabesinde ko, ku, ok, uk şekillerinde okunan mürekkep bir harftir.
II- Ramstedt'in bunu Orokun diye okumamasına sebep Türkçedeki bir ahenk hususiyetidir. Çünkü Türk-çede bir heceden fazla olan sözlerde ilk heceden başka hiç birinde O ve Ö seslileri bulunamaz (İstanbul şivesin-deki hal sigası müstesna).
III- Ramstedt'in okuyuşu doğru olmakla beraber bu söz Orqun diye de okunabilir. Çünkü eski Türk âbidele-rinde imlâ kaidelerine pek o kadar dikkat olunmadığın-dan Orkun harfinden sonra bir Orkun yazılmakla beraber Orkun imlâsı yerine Orkun imlâsı kullanılmış olabilir.
IV- Fakat her ne de olsa bu kelime ancak Oruqun veya Orqun yahut da Uruqun veya Urqun şeklinde olabilir. Orqon (Orhon) şeklinde okunmasına imkân yoktur. Çünkü ne Gök Türkçe ve Uygurcada, ne de Çağataycada ve Osmanlıcada (yani eski yeni bütün edebî lehçelerde) birinci hecedeki "O"dan sonra, ikinci hecede "O" seslisi gelmez. İşte misal: dol-du, yor-gun, sol-gun, O-dun, o-lur, yo-lu-muz, dol-dur-mu-şuz. Hatta Türk halkı yabancı kelimeleri bile bu telaffuz kaidesine uydurur, doktor yerine doktur der.
V- Bugünkü Saka, Altay ve Kırgız Türklerinde ahenk kaidesi daha ileri giderek edebî lehçelerdeki bu hususi-yete zıt bir şekil almıştır. Yani bu lehçelerde "O" ile baş-layan bir kelimenin ikinci hecesinde de "O" sesli harfi olabilir. Fakat bu lehçeler edebî lehçe değil mahallî ve umumî Türk kaidelerinden uzaklaşmış küçük lehçelerdir. Aynı zamanda Gök Türkçenin de
Gereğinden çok kasvetliydi bu görünüş. Ne var ki, Piepsam'ın ruh dünyasına bir göz atıldığında, bunun için ortada yeterince neden vardı. Biraz bezgin, öyle mi? Sizin gibi keyfi yerinde ve neşeli insanların böyle bir şeyi anlaması güç. Biraz mutsuz, öyle mi? Hayatta biraz itilip kakılmış, biraz horlanıp aşağılanmış biri mi? Yo, doğrusu biraz değil, büyük ölçüde öyle biriydi Piepsam; hali abartmasız içler acısıydı