Hayat ne kadar hayatta kalmaya evrilirse o kadar anlamsızlaşıyor ve değersizleşiyor. İnsan içinde kendince anlam bulduğu şeylerle hemhal olamadıkça da bu anlamsızlık insanı çepeçevreliyor. Pek de bir şey ummadan çalıştığım ags’nin anlamsızlığı da tıpkı böyle. Şimdi ve günlerdir yeşillerle bezeli bir düzlükte, bir akarsuyun sesinde kaybolmayı umuyorum. O zaman anlam asıl anlamını kavrardı. Lakin şimdi erişebildiğim tek düzlük önümdeki masada kitaplardan artakalan kadar, yeşillerle bezeli geniş düzlükler filan yok. Böyle yerler ya filmlerde ya da bir ressamın tablosunda olur zaten. Bir ikindi sonrası ve akşam arası vaktinde kızılın ve yeşilin mest eden halitası, ta ufka kadar görünen açık bir düzlük, serinleyen havanın insanı tatlı tatlı üşütmesi, uzaklardan gelen bir takım ötüşmeler, yanı başında akan suya ayak bileklerine kadar sokunca gelen ferahlık ve bütün tasaların suyla akıp gittiğini hissetmek, çitlerin üzerine oturup son kızıllığın içinde bir yerlere işlemesine ve seni memnun kılmasına şahit olmak… Aramayı bıraktığım şeyleri ummayı da bırakıyorum yavaş yavaş. Bu yaşamdan kendini azar azar çekmek demek. Şehre ve insanlarına teslim olmak demek. Aylardır masa başında ne uğruna oturduğumu bilmiyorum. Vaat edileni de istemiyorum artık. Vaat edilen heba edileni hiçbir zaman karşılamayacakmış gibi geliyor. Ömrün en yaşanabilir günleri demiştim, umursanmayan bir yaradan sızan kanlar gibi terk ediyor beni demiştim… İnsan ait olduğu şeye ilkinde tutunamadığında bir ömür savruluyor. Soluduğu her nefes bir katlanışı büyütüyor. Kim olduğumu ve alemdeki yerimi yeniden tayin edebilir misin Allahım?
Kahr Hevenkleri
Beşikten doğruldum, tabutu gördüm. Yıllar birbirini yedi, bitirdi. Ayrılık sancıdır, sevda kördüğüm Yollar birbirini yedi, bitirdi. Türkü var yaralı, türkü var yanık; Bağlamış yolları beyaz karanlık Sözler rüşvet dolu, sazlar kurbanlık Teller birbirini yedi, bitirdi. Mesut saadetsiz, Murat muratsız... Yıktı dünyamızı üç beş suratsız. Çiçekler kokusuz, meyveler tatsız Dallar birbirini yedi, bitirdi. Çattık bir zamana, baktık zaman yok. Ölü davul çalar, diride can yok... Öfke şaha kalktı, at var, meydan yok Nallar birbirini yedi, bitirdi. Irmak var geçilir, çay var geçilmez Her yere el atar haddini bilmez. Denizin huyudur artar eksilmez Göller birbirini yedi, bitirdi. Kırk ummanı yakar amma bir âhım Umut hedefimdir, sabır silahım... Azrail’e iş kalmadı ALLAH’ım! Kullar birbirini, yedi bitirdi. Abdurrahim Karakoç
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
'Aşkın var olup olmadığını uzun süre düşündüm. Çünkü bazı şeyler vardı; dokunamıyordum ama hissediyordum. Göremiyordum ama yok diyemiyordum. Belki de aşk tam olarak buydu. Bir insanın varlığıyla değişmek, yokluğuyla da değişmeye devam etmek... Garip değil mi? Bir insanı hayatımıza alıyoruz ve onunla birlikte dünyaya baktığımız pencere değişiyor. Gittiğinde ise pencere yerinde duruyor ama manzara artık eskisi gibi görünmüyor. İnsan bazen aşkı ulaşılması gereken bir liman sanıyor. Oysa aşk, çoğu zaman limanın kendisi değil; denize açılma cesaretidir. Bu yüzden aşk hem ulaşılabilir hem de imkânsızdır. Ulaşılabilirdir; çünkü bir insanın gözlerinde, bir cümlenin içinde, bir sessizliğin ortasında karşına çıkabilir. İmkânsızdır; çünkü onu tamamen anlamaya çalıştığın anda elinden kayıp gider. Belki de aşk, sahip olmakla ilgili değildir. Belki aşk, bir insanın ruhunda kendine ait olmayan bir yere dokunabilmektir. Ve belki bu yüzden bazı aşklar yarım kalır. Ama yarım kalan her şey eksik değildir. Bazı hikayeler tamamlanmak için değil, insana kendisini anlatmak için vardır. Aşk da bazen böyledir. Sana birini vermez. Ama seni sana verir. İşte bu yüzden aşkın varlığına inanıyorum. Çünkü bazı insanlar hayatımızda kalmasa bile, bizde bıraktıkları iz yaşamaya devam eder. Ve insan, unutamadığı kişileri değil; Onların içinde uyandırdığı kendisini özler. Aşk nedir, diye sordular. Rüzgâr geçti. Cevap vermedi. Çünkü bazı şeyler anlatılmaz, Sadece değip geçer. Bir kedinin güneşte uyuyuşunda, Bir çocuğun gökyüzüne ilk kez bakışında, Kıyıya vurup geri dönen denizde, Sabaha karşı susan kuş seslerinde,
offf babam bana sürekli şu stoğu al yok altın yok gümüş yok palladium yok şu şu kadar yükselmiş... yav adam öyle olmuyor işte işler, sen alıyorsun aldığın günün akşamı yüzde 50 zararın oluyor. listen up: etherium -50%, solana -50%, xrp -50%, acn -40%, rose -80%, pld -20%... öyle işte babacım kızın ne kadar zararda bilsen. İtalyan damat adayını finansci seçeceğim de şu portfolyome bi el atsın. gerçi onluk da cok bi durum yok kahretmesin gündemde ne varsa ona göre dansöz gibi kıvırtıyor borsa
tespit: Ben İtalyanca Yazıyorum Bakma Şapşik
İnsan sevdiğinin üzülmesini istemez. Yüreğinin en ufak bir sızıyla burkulmasını, gözlerinin bir an olsun hüzünle dolmasını istemez. Çünkü senin yüzündeki bir gölge bile benim içimde tüm ışıkları kapamaya yetiyor. Güçlü duruşunun arkasında ne kadar hassas, ne kadar yufka bir kalp taşıdığını biliyorum. Belki herkes fark etmiyor ama ben görüyorum. O yufka yüreğinin içinde, her fırtınadan çıkmayı başaracak kadar güçlü bir kadında var. İnan bana, sen sandığından çok daha güçlüsün. Her zaman güçlü olmak zorunda değilsin, Yorulabilirsin, düşebilirsin, Ağlayabilirsin, Üzülebilirsin, Ama sen tekrar kalkabilecek kadar, gözünün yaşını kendin silebilecek kadar güçlü bir kadınsın. farkında mısın bilmiyorum çok özel bir kadınsın. Tüm kadınlar özeldir yanlış anlaşılmak istemem. Ama gücünü unutma sakın, sen çok başka bir kadınsın. ben görüyorum, biliyorum, tanıyorum… Yorulsan da, kırılsan da, düştüğünü sansan da ayağa kalkmayı başaran o güzel kalbi tanıdım ben. seni bu kadar çok sevmemin sebeplerinden biri de buydu, güçlü bir kadındın. Tanıdıkça her geçen gün daha da aşık olduğum kadınsın.. yufkacık yüreğinin ardındaki güçlü kadına ben her gün yeniden aşık oldum. Bu zor günler geçecek. Belki bugün değil, belki yarın da değil ama mutlaka geçecek. Ve o gün geldiğinde, bugün hissettiğin tüm acıların yerini huzur alacak. Ben de senin yeniden gülümsediğini görmek için sabırla bekleyeceğim. senin gülüşün, dünyanın bütün karanlığını aydınlatabilecek kadar güzel.. Sen gülünce çiçek açar her yan.. Keşke yanında olabilseydim de omuzlarındaki bütün yükleri tek tek alabilseydim. Keşke seni üzen her şeyi senden uzaklaştırabilseydim. senin gülüşün benim en güzel huzurum.
Kendinden Vazgeçme Bazen hiçbir şeyin yolunda gitmediğini hissedersin. Sanki ilerliyorsun ama bir yere varamıyorsun; şüphe ve belirsizlik içinde sıkışıp kalmışsın gibi. Doğru yolda olup olmadığını, hatta bir yol olup olmadığını sorgularsın. Bu, insan olmanın bir parçası: karmaşa, kafa karışıklığı, ne yaptığını bilmediğin anlar… Kendini böyle hissediyorsan bunda yanlış bir şey yok. İnsan oluyorsun, hepsi bu. Bir gün şu anki hâline dönüp bakacaksın; nedenini bile bilmeden devam eden hâline. Ve o gün geldiğinde kendine büyük bir şefkatle bakacaksın. Belki de şu an pek sevmediğin bu hâlinin, sonrasında gelen tüm güzelliklerin temelini attığını anlayacaksın. Bu yüzden büyük resmi henüz göremediğin için kendinden vazgeçme. Yolunu buluyorsun, tam da burada ve bir gün pes etmediğin için kendine teşekkür edeceksin.