Puan vermedi·68 syf.·
2026 18. kitabı
Size kitap şöyleydi, konusu böyleydi, efendim Müzeyyen'e olan özlem falan gibi şeyler söylemicem. Okuyun kardeşim. Okuyun da o yorumu siz yapın. Fakat adam büyücü. Adam sihirbaz. Adam sıradan insanların gördüğü günün sıradan bir anını büyülü bir hikayeye dönüştürebiliyor. Kobra yılanını düdükle oynatan Hintli yılan terbiyecileri gibi, alıyor eline kalemi Hintli yılan terbiyecilerinin kobraya yaptığını kelimelere cümelelere yapıyor. Sanki birazcık daha zorlasa suyu şaraba dönüştürecek gibi. İlhami Algör modern Türk edebiyatının yeterince övülmeyen yazarlarının arasında açık ara ipi Murat Menteş ile göğüsler diye düşünüyorum. Keşke daha çok kitap yazsa da daha çok okusak. Sen çok yaşa İlhami Abi.
Rüzgar, Yokuş, Failatün Failünİlhami Algör · İletişim Yayınları · 202561 okunma
Yol Uçurumu
Puan vermedi
Kitabı elinize alır almaz ilk hikayeyle uçurumun kenarında yürümeye başlıyorsunuz. Fakat düşme tehlikesi yok. Bir seyre davet ediyor bizi Aybüke Akgül, uçurumun o nefes kesen manzarasında soluklandırıyor. Son öyküsünde de ifade ettiği gibi dağdan yana kullanmış tercihini. O yüzden bizi geniş asfalt yollardan çıkarıyor. Dar patikalardan geçiriyor bedenimizi. Ayaklarımızın altından çekilmiş dünyanın yerini kendi gözlerinin donuk ifadesiyle karşılaşan bir ressam, kurtla boğuşan bir bıçak ustası, işledikleri suçların günahını hesabı paylaştıkları gibi paylaşan sekiz beyaz pantolonlu adam dolduruveriyor. Her hikayede bize kendi öykü atmosferinden seslendiğini hatırlatıyor. Aybüke Akgül'ün "Yol Uçurumu" kitabında 19 öykü var. Gerçeküstünün gerçeğe bu kadar yakın olması şaşırtıyor. "Siyah At" öyküsünde atlı karıncadan kaçan atın nasıl özgürleştiğine şahit oluyoruz. Bir otobüsle kaçışına, başındaki krizantemlerin izleyenlerin üzerine attığına inanıyoruz. Ama öldüğüne inanmak zor geliyor. "Ufuk Çizgisi" öyküsünde Leman gibi yağmurlu havada gelmeyen Behzat için koşuyoruz onunla yokuş yukarı. Saçları gür Behzat'ın ümit kesemiyoruz. "Yastık" boynumuzdaki ağrıları artırıyor aniden. Sert ve yüksek bir yün yastık koyuyor başımızın altına yazar. Hikayede bu yastık kahramanın top oynamasını engelleyen bir metafor. Kendi yastıklarımızı düşünüyoruz. Sürekli başımızın altına konan bizi rahat ettirdiği düşünülen şeylerin neleri bizden uzaklaştırdığını görüyoruz. "Kimin Adı" hikayesiyle bizi bir uçuruma daha götürüyor yazarımız. İsimler düşüyor bir bir aşağıya. Ya Fazıl değilsek. Yeni adlar buluyoruz kendimize. Yeni roller. Peki aslında biz kimiz? Uçurumun kenarından alıyor bazı öyküleriyle "Derenin Öte Tarafı" bunlardan. Bir kurt buz tutmuş gölün üstünde rehberlik ediyor çünkü. Son
Edebiyat
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·352 syf.··
2026 56. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 21:53
Bu nasıl bir kitap nasıl nasılKrill'in vurulduktan sonra New York'a gelmesi ve Sasha'dan uzak durması ile başlıyor.Aksiyonun tavan yaptığı bir kitap olmuş.Ta ki Pakhan'in davetine kadarNişan görüyoruz ey ahali ama bizim Krill baska biriyleSonrası tam bir yokuş aşağı.Kitabin en önemli sahnesi ise Antonnnn bizim Yuri'mis yaaaaaFinal kitabında neler olacak meraktan ölüyorum.Krill bize ihanet etmiş olma yoksa New York'u sen içindeyken ateş vereceğiz
Canavarımın YalanlarıRina Kent · Ren Kitap · 2025248 okunma
Puan vermedi·103 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 16:00
Yol Uçurumu'nu okumaya başladığımda, bu güzel ismin anlamı ve işaret ettiklerine dair bir merak duymadan edemedim. Yazar, "Yol uçurumu yener" diyerek yaptığı girizgâhla okuru, en sarp yolların dahi uçurumlardan kuvvetli olduğuna inandırmaya niyetli görünüyordu çünkü. Hepimizi yolun davetkâr kıvrımlarında ümitle yürümeye ikna eden bir çağrıydı bu. Her bir öykü karakterinde olduğu gibi, bilinmedik manzaralar eşliğinde, ortaklaşa buluştuğumuz o kadim ve insanî yanımıza alıp götürecek güce sahipti. Bir öykücünün başarısı okurun beklentilerine göre değişebilir ancak, Aybüke Akgül öykü okurunun bütün beklentilerini karşılayabilecek kalibrede usta öykülerle giriş yapmış edebiyat sahasına. Yazarın kurmaca gücündeki sınırsızlığa, hiç karşılaşmadığımız pek çok evrenle kurduğu muhteşem öykü atmosferine, birkaç sayfalık kısa öykülerde bile sorunsalı derinleştirebilmesine, etkili finallerle son golü atışına ve başarılı diyalog yazımına hayran kaldım. Bu kadar zor bir işi, kitabında yer alan 19 öyküde birden başarabilmesi ayrıca takdire şayan. Kitapta favori öykü belirleyebilmek oldukça zor. Aybüke Akgül, fantastiğin sürprizlerle dolu kapısından eli kolu öylesine dolu dönüyor ki, sonraki eserlerinde anlatacağı yeni dünyalarla tanışmak için şimdiden sabırsızlanıyoruz. Orijinal konuların merkezde olduğu alegorik kurgular, diğer yandan lezzetli ve tertemiz bir Türkçeyle birleşince akıllardan kolay kolay silinmeyecek öyküler doğmuş. Okur olarak, benzerine az rastlanır bir düş gücüne eşlik etmekse oldukça şanslı hissettiren nadir duygulardan. Resmetmek için hikayesi olan gözler arayan ressamın asıl yitiği bizatihi kendisi olabilir yazarın düşleminde. Kaderini başkasına bulaştırmaya itiraz edenler, denklemi bir anda tersine çevirebilir. Burada, babadan oğula devredilen yastıklarda
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
5/10
·432 syf.··
2026 48. kitabı
Çoğunlukla kızgın, yıpranmış ve genel olarak da çok üzgünüm. Bu serinin bir başlangıcını düşünüyorum bir de sonunu ve "neden yaşadık bunca şeyi?" hiçbir anlam veremiyorum. Hem de hiç! Bir hikaye, karakterler, mantık ve her şeyden önce hayat ancak bu serideki kadar kötü harcanabilirdi bence. Özellikle son iki kitap o kadar hızlı yuvarlandı ki yokuş aşağı, tutamayacağımı bildiğim halde ben tutmak istedim. Eleştirmek istediğim onlarca ve onlarca olay var ama seri için harcadığım ve harcamaktan asla memnun olmadığım zamanımı bir de inceleme yazarak yine boşa harcamak istemiyorum. Raithi... Hayatımda senin kadar kullanılmış, senin kadar aşağılanan bir karakter ben hiç görmedim. Elimde olsa seni bu seriden kurtarırdım. Suri, Tesh, Brin, Gifford ve Roan sizi de tıpkı Raithi gibi kurtarmayı ve kucaklamayı çok isterdim ama elimden bozuk para gibi harcanmanızı okumaktan başka bir şey gelmedi maalesef. Persephone... En büyük hayal kırıklığım sensin. Yüzlerce kitap okudum, bir sürü film izledim ama bu kadar kötü bir savaş stratejisi, bu kadar aptal karakterler, bu kadar aciz bir kurgu, bu kadar hiçbir şey vadetmeyen bir seri hiç görmemiştim. Yazar ilk üç kitapta yazdığı her güzel şeyi son üç kitapta yerin dibine sokmuş. Ve bu da sırf lüzumsuz bir tanrıyı hikayeye daha fazla dahil etmeye çalıştığı için olmuş. Şu "işin içinde tanrılar varsa mantık aramaya gerek yok" bahanesinden kurtulsun artık yazarlar. İçinde tanrıların olduğu kitaplardan nefret etmeye başladım iyice. Son olarak; Özlü sözler seviyorsanız bu seride bolca var; onlar için alıp okuyabilirsiniz. Benim gibi karakterleri önemseyerek okuyan bir okursanız elinizi bile sürmeyin. Mantık hatalarından rahatsız olan biriyseniz yine sizi uyarmak zorundayım, elinizi bile sürmeyin. Boşa harcanmış bir ömür(ler) okumak
İmperler ÇağıMichael J. Sullivan · İthaki Yayınları · 202538 okunma
Uçurumu yenen yol
Puan vermedi·103 syf.·
2025 26. kitabı
Sezai Karakoç’un sözüyle başlıyor kitap: "Yol, her zaman uçurumu yener.” Ümitliyiz o halde. Keskin virajlı yolların sonunda derin uçurum olsa da ziyanı yok. Yürümeye başlıyoruz. Her öyküde başka yola sapıyoruz. “Nahir'in Gözleri” öyküsünde ne aradığımızı bilmediğimiz ama aramaktan da vazgeçmediğimiz o şeyi mi arıyoruz? Aybüke okuru pasif bırakmıyor. Onunla birlikte biz de arayışa giriyoruz. Yoğun bir anlatım var öykülerinde. Favorilerimden biri olan “Yastık” hikâyesinde büyükbabadan babaya, babadan oğula geçen nesiller arasındaki zinciri bu nesneyle somutlaştırıyor. Kimse fikrini sormamış, “Sen ne düşünürsün,” dememiş kahramanlara. Fakat biri bu zinciri koparmakta kararlı: “Ben bu yün yastığı artık sevmiyorum!” “Ufuk Çizgisi” hikâyesinde beklemenin getirdikleri ve götürdüklerinden bahsediyor. Yolu unutup rahatça yürümeye başladığımız o an sesleniyor bize: “Benim yürüdüğüm yollar yokuş yukarıdır hep.” Kapanışı “Yol ve Dağ” ile yapıyor. Aybüke Akgül’ün bir derdi var. Kıvrılan, dönen, uzayan, sürüp giden yolun kahramanı çağırdığı gibi, çağırıyor bizi öykünün kalbine. Ve aklımıza o epigraf geliyor. “Yol her zaman uçurumu yener.” Bu öyküyle tasdik ediyor yazar. İnsan yürümekten korkabilir. Adımlarını şaşırabilir yahut dağın arkasına saklanabilir. Fakat nihayetinde yol, insana şefkatli bağrını açar. “Dağ kimseyi içine almaz, yolunsa bir bağrı vardır.” “Keşke keder içime bir organ gibi yerleşmeseydi.” “Fakat sonunda zemheri hepimize galip gelir. Gölü de alt eder, küreği de. Bırakırız kavgayı, göl derin bir uykuya dalar. Üzerinden yürür geçeriz. Yine de çıkmaz aklımızdan, eski bir düşmandır ayağımızın altındaki. Arada kısık çatırtılarla gözdağı verir. Öyle vakitlerde havadan sudan konuşuruz. Yoksa koşmak gelir adamın aklına, dönüp arkaya bakmak." Ömrü uzun olsun,
1000Kitap
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma