Çocuk Olmak
Kırılgan bir sevgi nesnesi olarak ebeveyn, çocuğun agresyonunu çoğu zaman simgeselleştirmek yerine sinsileştirir. Yani agresyonu adlandırılabilir, taşınabilir ve işlenebilir bir dürtü olmaktan çıkarıp suçlulukla, korkuyla ve bakım zorunluluğuyla örter.  Böyle bir durumda çocuk için agresyon artık doğrudan ifade edilebilir bir şey olmaktan çıkar; çünkü sevgi nesnesine yöneltilen agresyon, onu yıkma, kırma ya da kaybetme tehdidiyle eşdeğer hâle gelir. Bu durumda özne iki temel yola sapar.  İlkinde bütün agresyon, daha güçlü görülen ebeveyne yönelir. Ancak burada da agresyon çoğu zaman kendi ölçüsünü aşar; güçlü ebeveyn, çocuğun fantazmatik sahnesinde bütün kötülüğün taşıyıcısı hâline gelir. Böylece suçlama yoğunlaşır, sertleşir ve bazen hak ettiğinden fazla bir yük bindirilir. Çünkü çocuk burada yalnızca o ebeveyni değil, kendi iç çatışmasının taşıyıcısını hedef almaktadır. İkinci durumda ise, eğer diğer ebeveyni suçlamak yetmiyorsa ya da o ebeveyn de aynı şekilde kırılgan bir sevgi nesnesi hâline gelmişse, agresyon dışarıya yön bulamaz ve egoya geri döner. İşte burada agresyon öz-yıkıma dönüşür. Kendini suçlama, kendini cezalandırma, kendine zarar verme, depresif çökkünlük ya da başarısızlık tekrarları bu dönüşün klinik biçimleri olabilir. Freud’un melankolide tarif ettiği mekanizma burada işler: kaybedilen ya da saldırılamayan nesne ego içine alınır ve agresyon nesneye değil, ego içindeki temsiline yönelir.  Böylece özne kendi kendisinin düşmanı hâline gelir. Bu sürecin benzer bir varyantını postpartum depresyondan da görebiliriz. Burada anne, bebeğe ya da annelik konumuna yönelik agresyonuyla baş edemediğinde, bu agresyon bazen tersine çevrilir ve aşırı bakım biçiminde ortaya çıkar.  Yani anne bebeğe karşı öfke duyduğu ölçüde, bunu bilinç düzeyinde taşıyamaz
Cesaret, korkunun yokluğu değil, korkuya rağmen adım atabilme gücüdür; insanın kendi sınırlarını aşarak bilmediği diyarlara yelken açmasıdır. Düşmekten korkmadan yola devam edebilmek, insanın kendi potansiyelini tanımasının ilk adımıdır. İçinizdeki o sarsılmaz iradenin, sizi hayallerinize taşıyacak yolu aydınlatması dileğiyle. ⛵👣
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Umut, karanlığın en koyu olduğu anlarda bile içinde tuttuğun o küçük ışığın, yarının doğacak güneşine olan inancını hiç kaybetmeden yola devam etme cesaretidir.
Sanat Sokağında ki Yolculuğum
Bazen insanın hayatında ki en büyük yolculuklar bir sohbetin ışık huzmesiyle başlar . Hakir kelimeler büyülü cümlelere dönüşür farkında bile varmadan zihinde kök salmaya, yeni meraklar uyandırmaya başlar. İşte o zaman anlarsın bazı sohbetler sadece konuşulup unutulmak için değil insanın duygu ve düşünce dünyasına dokunmak , ona farklı perspektif ve yeni ufuklar kazandırmak için vardır. Böyle durumlarda insan ruhunun en yakın yol arkadaşı merak olur . Merak ,cevap buldukça asla yetinmez ,aksine her cevap ardında yeni sorular bırakır .Merakın da en yakın dostu olan sorular ,zihninde volta atmaya başladıysa yeni yolculuklar için yola revan olma zamanı gelmiştir demektir. Çünkü yeni sorular yeni yolculukların habercisidir . Ben de öğrendiklerimle yetinmeyip her yeni bilgiyle biraz daha derinlere inmeye başladım . Her araştırma beni başka bir düşünceye , her düşünce de yeni bir keşfe sürüklüyordu. İlk adımlarımı felsefenin büyüleyici ve derin dünyasında attım. Beni adeta girdap gibi içine çekiyordu ancak yolculuğum devam ettikçe ve kuyularım daha da derinleştikçe felsefe de tek başına yeterli olmuyordu artık. Duyulmayan ama içten içe hissedilen sesler beni kendine doğru çağırıyordu. İşte bunlardan bazıları Tarih benim branşım ve sadık yoldaşım, edebiyat ruhuma yeni bir ruh katan arkadaşım ,sanat içinde birlerce güzelliği barındıran sokaklarım… Sanki hepsi aynı ağacın farklı dalları gibiydi aynı kökten besleniyor ama çiçekleri farklı dallardandı … İşte tam bu noktada sanatın sokakları usulca beni kendine çekiyor ben de bu çağrıya kayıtsız kalamıyor adımlarımı o tarafa doğru yöneltmekten kendimi alamıyordum. Bu çağrı ne yüksek sesli ne ısrarcıydı ama bir o kadar da insanın ruhuna işliyordu. Attığım her adım başka bir sokağa ,her sokak bambaşka renklere ,düşüncelere
Duygu ve Düşünce
Işıklı yol..
Şehrin en güzel sokağıydı orası. Akşam olunca iki sıra hâlindeki lambalar aynı anda yanar, kaldırımların üzerine altın sarısı bir ışık dökülürdü. İnsanlar fotoğraf çekinmek için gelir, çocuklar bisiklet sürer, sevgililer el ele yürürdü. Herkes o sokağa “Işıklı Yol” diyordu. Kimse bilmiyordu… Bazı yollar ışıkla değil, üzerinde bırakılan insanlar yüzünden aydınlık görünürdü. ⸻ O adam her akşam saat sekizi beş geçe aynı banka oturuyordu. Kış… Yaz… Yağmur… Kar… Hiç fark etmiyordu. Elinde eski bir saat, cebinde katlanmaktan kenarları yıpranmış bir mektup vardı. Ne telefon çıkarıyordu cebinden… Ne de bir kitap. Sadece yolu izliyordu. Sanki birini bekliyordu. İnsanlar onu yıllardır görüyordu ama kimse yanına gidip “Kimi bekliyorsunuz?” diye sormuyordu.
Duygular
Bizler hafta sonu dinlenmeyen, resmî tatili olmayan, yemeden, içmeden, uyumadan anbean peşimizde olan bir düşmanla karşı karşıyayız. Bu düşmanın dünyadaki birinci gayesi bizlerin imansız olarak yaşaması ve ölmesidir. Bu nedenle şeytan, bizi yaratılış gayemizden uzak tutmak için her yola başvuracak, aklımızı daima bulandıracak, kalbimizin odağını her fırsatta dağıtacaktır. Nasıl ki bir hastanın, hastalığından kurtulması için, gerekli ilaçları düzenli bir şekilde alması gerekir. Aynen bunun gibi, insanın da şeytanın vesveselerinden kurtulması için; bu eserde sunulan devaları alması ve iman derslerine devam etmesi gerekir. Bizler bu devamlılığı sağladıkça, vesvesenin mahiyeti ve kurtuluş çarelerini daha iyi anlayacak ve bu sayede bir daha yakalanmamak üzere ondan kurtulabileceğiz. Bunun için, şeytanın hilelerini çok iyi anlamamız ve onun şerrinden her daim Allah'a(ce) sığınmamız gerekir. Allah(cc) bizleri nefis ve şeytanın şerrinden muhafaza eylesin. Bizlere iman-ı kâmil ve güzel son versin. Âmin, âmin, âmin... Mehmet Yıldız Vesvesen