Ceren

5/10
·168 syf.··
2026 28. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 23:00
“Kadın olmak, herkesin kolayca alıştığı doğal bir sakatlık. Erkek olmak, bir düş, bir güç gösterisi ki, herkes doğrulamakta ve ayrıcalık gibi ele almakta.” Kadınların 2. sınıf vatandaş olarak görüldüğü coğrafyalar vardır ve oralarda değer görmeden, söz hakkı olmadan kimi erkeklerin himayesinde var olmaya çalışan kadınlar. Bu kadınların biraz olsun değer görmesinin, hatta hayatta kalabilmesinin tek yolu belki de erkek çocuk doğurmak. Bu tanıdık hikayeyle başlıyor Kum Çocuk. Bir aile, 7 kız çocuğunun her birinde erkek olma umudunu taşıyorlar ama nafile. 8. hamilelikte ise bir karar veriliyor, cinsiyeti ne olursa olsun, bu çocuk erkek olarak yetiştirilecek. Kahramanımızın hikayesi de böyle başlıyor, erkek olarak yetiştirilen bir kız çocuğu. Başkalarının dayatmalarıyla olmadığı biri olarak, hissetmediği bir cinsiyette yaşamaya çalışan biri. Nihayet anne babası öldüğünde bu sırrın yükünden kurtulabilen ve kendini keşfetmeye çalışan, kimliğini aramaya başlayan bir karakter. Aslında konu çok ilgi çekici. Hikayenin kurgulanışı da oldukça sıra dışı bana kalırsa. Ortadoğu'da kadınlığa dair çok anlatı var ama varoluşunu inkar etmeye zorlanan bir karakter okuduğumu hatırlamıyorum. Ancak ne yazık ki kitabın dili, anlatım tarzı o kadar yorucu ki, kitabı sürdürebilmek ve bu karakterin hikayesini tam olarak kavrayabilmek mümkün değil. Öncelikle hikaye masalmışçasına dış anlatıcı tarafından lirik bir dille anlatılıyor. Zaten anlatıcının söylevleri ile karakterin düşünceleri arasındaki geçişi takip etmek yeterince zorken bir de kitabın ilerleyen bölümlerinde bu anlatıcı değişiyor. Bu olayın, kahramanın günlüklerinden elde edilen bilgilerle aktarıldığı belirtilirken, bunların da hayal mi gerçek mi olduğunun belirsizleştiği bir nokta geliyor. Karakter gerçekten kendini aramak için
Edebiyat
Kum ÇocukTahar Ben Jelloun · Sia Kitap · 2022293 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·80 syf.··
2026 26. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 23:44
Annie Ernaux'dan yine çok çarpıcı bir anlatı. Olay… Ernaux’un yaşadığı oldukça bireysel bir olayı, kürtaj deneyimini okuyoruz. Ancak bu yalnızca bireysel bir deneyim olmanın çok ötesinde, tüm kadınlığın deneyimi, toplumsal bir yönü de var. Çünkü 1963 yılının Fransa'sında kürtaj yasal değil ve bu nedenle oldukça zorlu bir tecrübe yaşanan. Bir kadının kendi bedeni üzerinde söz hakkı olmadığı bir durumdaki çözüm arayışını ve umutsuz çırpınışlarını aktarıyor. Bir yandan da erkeklerin dünyasında, toplumun dayattıklarının ötesinde bir varoluş çabası ortaya konan. Tek bir kadın üzerinden tüm kadınların sesi Ernaux’nunki. “Bu kadınlar içimde görünmez bir zincir oluşturuyor; sanatçılar, yazarlar, roman kahramanları ve çocukluğumdaki kadınların hepsi aynı gemide. Kendi tarihimin onlarda saklı olduğunu hissediyorum” diyerek tüm kadınların hikayesini aktarma sorumluluğunu üstlenmiş bir nevi. Kimi zaman rahatsız edici olacak kadar cesur bir anlatı bu, kendini bedeniyle ruhuyla apaçık ortaya koyan. Annie Ernaux tüm kitaplarında yaptığı bu kendini açık etme halini şöyle ifade etmiş: “Yaşadıklarım, onlarla hesaplaşabilmem, onları açıklayıp anlatmam için başıma geldi. Ve belki de hayatımın gerçek amacı sadece şudur: Bedenimin, hislerimin ve düşüncelerimin yazıya dönüşmesi, yani kavranabilir ve genel bir şeye dönüşmesi, varlığımın başkalarının zihninde ve hayatlarında tamamen erimesi.” Bu kısa ama güçlü anlatıyı çok tavsiye ederim. Siren İdemen çevirisiyle.
Edebiyat
OlayAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,110 okunma
9/10
·448 syf.··
2026 24. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 23:19
“Beni en çok üzen ölüm değil, aşk yüzünden ölmemek.” Kolera salgını yayılırken ve önüne geleni bu dünyadan silip götürürken, hastalıklara, acılara, ölüme direnen bir aşk filizleniyor Florentino Ariza’nın kalbinde. Aşk öyle bir bekleyiş ki bu kitapta ölüme bile meydan okuyor, bir yara izi gibi bir ömür boyunca taşınıyor. Mektuplarla, heyecanlarla ve tutkuyla başlayan bu karşılıklı aşk, Fermina Daza'nın ani bir kararıyla nedensiz sonlandırılıyor. Ardından Fermina Daza tutku yerine mantığı, heyecan yerine uyumu tercih ederek kendini başka bir evliliğin içinde buluveriyor. Böylece beklemek, sabretmek, bu aşk için ümit etmek Florentino Ariza'ya kalıyor tam 51 yıl boyunca. Esasında görünenin ardına ve asıl suretlere değip geçiyor Marquez bu kitapta. Latin Amerika'nın değişen toplumsal yapısına, dışarıdan çok uyumlu ve kusursuz görünen bir evliliğin içindeki derin boşluğa tanık oluyoruz. İnsanların içindeki en gizli arzuları fark ediyoruz: hareketli ve dolu bir yaşam süren bir adamı asıl ayakta tutanın kavuşma umudunu hiç yitirmediği aşkı olduğunu. Aşkın zamandan, kişiden, yaşamın sınırlarından bağımsız doğası oldukça şaşırtıcı. Yarım yüzyıllık bu bekleyiş insan varoluşunun karmaşıklığını, değişkenliğini ve kuralsızlığını düşündürdü bana. Bu kadar uzun bir sürede şehirler, toplumlar bile değişirken, bir aşkı nirengi noktası olarak tutmak, en derinlerde saklamak nasıl mümkün? İnsanlığın bitmeyen umudunu, direncini ve yaşama olan bağlılığını bu kadar somut bir şekilde görmek benim de umudumu perçinledi. Yüzyıllık Yalnızlık'ın büyülü gerçekçiliğinden çok farklı olsa da, burada da bütün bir yaşam boyu aşkın sürdürülmesiydi büyülü olan. “Aşkı, hiçbir şeyin aracı olmayan, başlangıcı ve sonu kendi içinde bir mutluluk olarak düşünmeyi öğretmeliydi ona.”
Edebiyat
Kolera Günlerinde AşkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202011,2bin okunma
10/10
·448 syf.··
2026 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 16:15
“Batı'ya gidiyordum, bir parça eşyayla, biraz vatansız ve önünden kaçtığım şeye aslında çözülemeyecek kadar bağlı olarak.” Sándor Márai okumayı hep çok sevdim, otobiyografik öğeler içeren bu kitabı da yine müthiş. İki Dünya Savaşı arasındaki dönemi okuyoruz; anlatıcının ömrünün yaklaşık 30 yılıyla birlikte, Avrupa başkarakter bu kitapta, kültürüyle, insanlarıyla, politik ve toplumsal koşullarıyla. Kitabın ilk bölümünde anlatıcının ve bir açıdan Márai’nin çocukluğu tüm detaylarıyla aktarılıyor, yaşadıkları kent, toplumsal ilişkiler, sınıfsal çatışmalar… Yaşadıkları mahallenin sokaklarında dolanırken bir anda apartmandan içeri süzülüveriyoruz ve burjuva bir ailenin gündelik yaşamına dahil oluyoruz; bir yandan da Doğu Avrupa'nın politik arka planı açığa çıkıveriyor her bir detayda. İkinci bölümde ise anlatıcı, Avrupa'nın çeşitli şehirlerindeki yaşama deneyimleri neticesinde yaptığı derinlikli gözlemlerle, Avrupa coğrafyasının adeta karşılaştırmalı bir analizini sunuyor bizlere. Gittiği her şehirde kendini bir şekilde yabancı olarak bulan, hiçbir yere ait hissedemeyen yazar, sınıf kavramını, kültürün inşasını, savaşın getirdiği toplumsal dönüşümleri derinlemesine irdeliyor. En sonunda, ait olduğunu düşündüğü, dilinden vazgeçemediği ülkesine geri döndüğünde ise oraya da yabancılaştığını fark ediyor. Çünkü bıraktığın ve döndüğün yer aynı değil ve sen de aynı kişi değilsin en nihayetinde. Avrupa'yı karış karış gezerken, Márai'nin gözünden Avrupa'ya bakmak, sorgulamak çok güzeldi. Ayrıca, ipuçlarını yakalayanlar için diğer eserlerinin nüvelerini bu kitapta bulmak da mümkün. Her ne kadar “Proust’u okuduğumda ustalıktan nasıl da bihaber olduğumu anlamıştım” dese de, kitabın yazılış şekli ve entelektüellerle çevrili bu yaşam Proust’u anımsattı bana. Márai'ye yakından bakmak
Edebiyat
Bir Burjuvanın İtiraflarıSándor Márai · Can Yayınları · 2026142 okunma
8/10
·216 syf.··
2026 17. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 23:41
“Sürekli suskunluk sanki ruhumu emip bitirmişti, babam da pek farklı görünmüyordu. Yanımda yürüyen canlı biri değil de onun içi boş kalıbı gibiydi.” Pilar Quintana`dan okuduğum ilk kitap Uçurumlar. Ebeveynlik, aile içi dengeler ve bazı ailelerde çocuk olmanın zorluğuna kafa yoruyor Quintana bu romanında. 8 yaşında bir kız çocuğu, ebeveynleri tarafından görülmeyen, duyulmayan, suskunluğa ve yalnızlığa mahkum edilmiş… Bu kız çocuğunun gözünden yetişkinlerin duygusal değişimlerine, yaşanılan mutsuzlukların nasıl tüm aileyi darmadağın edebileceğine, hatta kimi zaman kişileri yaşamın kıyısına ve uçurumlara sürükleyebileceğine tanık oluyoruz. Bu kız çocuğu annesinin uçurumun kenarında olduğunun bilincinde ve onu korumaya çalışıyor. Öte yandan, gece sisli yollarda araba kullanan babasının tehlikede olmasından korkarak geç saatlere kadar onun güvenle dönüşünü bekliyor. Annesini neşelendirerek hayata katmak için çaba harcıyor, babasının sessiz kalma ihtiyacını görerek suskunlaşıyor. Ve daha pek çok fedakarlık. Sınırların bulanıklaştığı bu hikayede kim ebeveyn kim çocuk belli değil. Anne babasına ebeveynlik yapmak zorunda kalan çocuklar diye bir gerçeklik var elbet. Ebeveynlerini korumaya çalışan, aralarındaki dengeyi sağlamayı kendine görev edinen, onların hayatlarını kolaylaştırmak ve iyileştirmek için çırpınan. Biz yetişkinler kendi dertlerimize gömülmüş durumdayken, bazen farkında bile olmadan yetişkin hayatlarımıza ortak ettiğimiz çocuklara aslında ne kadar da büyük bir sorumluluk yüklüyoruz. Öyle ki, bir çocuğun yaşama dair tüm algısı, karakteri, kendini dünya üzerindeki konumlandırışı çocukluğundaki bu çevrede tanık olduklarıyla şekilleniyor. Yazar oldukça başarılı bir şekilde aktarmış bu gerçekliği bizlere. Yaşananları tüm açıklığıyla algılayan ve kendince düzeltmeye
Edebiyat
UçurumlarPilar Quintana · Can Yayınları · 2024466 okunma