Kendime baktığımda çoğu zaman eksik hissettiğim, yorgun ve kırgın yanlarımı hatırladım. Beyhan Budak’ın Kendine İyi Davran Güzel İnsan kitabı, tam da bu yanlarımı görmeme, hissetmeme ve kabul etmeme izin verdi. Sayfaları çevirdikçe, geçmişimdeki kırgınlıklar, küçük benliğimin kaygıları ve yıllar boyu biriktirdiğim ihmal edilmiş duygular bir bir aklıma geldi. (Ve evet, bazen gözlerim doldu, bazen ise içimde bir rahatlama hissettim!)
Çocukluğum geldi aklıma; o küçük ben, her hatasında kendini cezalandıran, yeterince iyi olmadığını düşünen çocuk. Şimdi, Budak’ın sözleriyle o çocuğu kucakladım, ona güven verdim, onu affettim. Bazen fark ettim ki, kendime gösterdiğim şefkat, başkalarına gösterdiğim sevgiden daha az değerli değilmiş; aslında daha da önemliymiş!
Özellikle bir an vardı ki, yıllardır bastırdığım bir kırgınlık yüzüme çarptı, HEMEN ORADA ANLADIM (gerçekten). O kırgınlık, geçmişten kalan bir yük gibi, ama Budak’ın cümleleri bana bu yükü hafifletmeyi öğretti. Kendime karşı nazik olmak, hatalarımı bağışlamak, küçük zaferlerimi kutlamak… Hepsi birden önem kazandı.
Her sayfa, bir dost gibi yanımda duruyor, sessizce ama derinden rehberlik ediyordu. Kendime “iyi davranmak” için artık bir mazeretim olmadığını fark ettim. (Bazen kendime kızıyordum, bazen ise susup izliyordum…) Ama artık biliyorum: KENDİME İYİ DAVRANMAK, YAŞAMAK DEMEK. Ve bu farkındalık, bana yeni bir güç ve huzur verdi.
Kitap bittiğinde, içimde bir sükunet vardı; bir yandan geçmişin izleri, bir yandan şimdiye dair yeni umutlar… Her şey birbirine bağlandı. Budak bana sadece kendime şefkat göstermeyi değil, aynı zamanda hayatın küçük, görünmez mucizelerini fark etmeyi de öğretti.