İçedönük olmak zor değil. Hatta bunun zorlukla bir ilgisi yok. Zor olan, bunu tuhaf bulmaları. Oysa ben, senin kadar konuşmak, senin kadar gürültülü olmak, kahkaha atmak, ağlamak zorunda değilim. Benim fırtınam içeride kopuyor. Gemim yol mu alıyor, su mu alıyor ben ona bakıyorum.
Ya hu güzel kardeşim, bu dünya bir düğünse, ben halaya katılmak zorunda mıyım? Ben halaya katılanlara neden oynuyorsunuz, çok tepinip terlediniz, acık oturun, diyor muyum? Düğünde, mümkünse en az görünen, kimsenin uğramadığı bir masada yer almak istiyorum. Bunun nesi tuhaf? Hadi tuhaf desen anlarım, onunla da kalmıyorsun. Soğuk diyorsun, donuk diyorsun, yabani diyorsun. Tabiatımızın farklı olması, neden birimizi yukarı çıkarıp diğerimizi aşağı indiriyor ki? Hem zaten ben de senin gibi her akşam için bir plan yapıyorum. Evdeyim, oturuyorum.
Sonra bir de şey var, "hiç görünmüyorsun ortalarda", "sesin çıkmıyor", "bir yorum yap, beğen, rt, fav, gönder gelsin ya"... Sebep? Hareketlerimin hepsi neden senin istediğin gibi olmalı? Hareket etmek istemiyorsam mesela, sen buna neden alınıyorsun?
Şöyle düşün mesela: Bütün gece kar yağmış. Sabah millet kendini sokağa atmış kar topu oynamak, kardan adam yapmak için. Bense pencereden onları seyretmek istiyorum. Bunun nesi tuhaf? Nedir yani? Pes. Zaten ben kardan adam pek sevmiyorum. Havucu, zeytini, bilmem nesi. Nimetle oyun olmaz hem. Aşırılığı sevmiyoruz kardeşim biz.
Artık sen buna "kaçıngan karakter" mi dersin, "pasif agresif" mi dersin, "anası küçükken terliğini ters giydirmiş o yüzden dünyaya ayak uyduramıyor" mu dersin, "çocukken bakkal buna leblebi tozu kalmadı demiş o yüzden travmalı" mı dersin. Deme kardeşim. Bir şeyim yok benim. Çok iyiyim, valla. Tüm bunları yazmak bile benim için ne kadar zor bir bilsen. Zorunda bırakıyorsun işte. Bizim aslında