Milli mücadele döneminde İstanbul'dan taşraya öğretmen olarak atanan Aliye'nin kendi menfaatleri, çıkarları uğruna her şeyi göze alan, türlü kötülükleri yapan insanlarla verdiği mücadele..
Eser, ilk sayfalardan itibaren eğitimsizliğin, cehaletin ne denli büyük bir hastalık olduğunu yüzümüze vuruyor. Devamında gelişen olaylar silsilesi de bu cehaletten kaynaklanıyor. Aliye idealist, vatansever, cesur, mücadeleci bir karakter olarak karşımıza çıksa da kendi doğruları, çıkarları için halkı kışkırtan, galeyana getiren, türlü oyunlar çeviren Hacı Fettah Efendi'ye karşı verdiği mücadele ölümüyle son buluyor. Ancak Aliye'nin "Sizin toprağınız benim toprağım, sizin eviniz benim evim; burası için, buranın çocukları için bir ışık, bir ana olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım, vallahi ve billâhi !" İfadesi onun ne kadar fedâkar olduğunu ve aslında birçok şeyi kazandığını gösteriyor.
"Sizin toprağınız benim toprağım, sizin eviniz benim evim; burası için, buranın çocukları için bir ışık, bir ana olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım, vallahi ve billâhi !"
"Muallime Hanım, namus kadının yüzünü açıp açmamasında değildir. Din de peçe demek değildir. Öyle kapalı kadınlar vardır ki kapı arasından her türlü rezaleti yaparlar.."
"Zulme karşı koymamak kafirliktir. Çocuğunun rızkını, baba yurdunu korumamak, bırakıp gurbet ellere düşmek kafirliktir. Zulme karşı koymamak, zalime ortak olmaktır. Korkmak, korkudan dolayı yılmak kafirliktir."