Soluk Mavi Nokta
"Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her âşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde – bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde. Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı. Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok. Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer. Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu
Alıntı
2 Sanat tarihinin ve doğasının sorumlusu sanatçılardır. Sanat tarihinin doğası şudur: köleliğe boyun eğmiş, emrine amade olmuş güzellik. Sanat tarihçileri sanatçıları şöyle bilir: sihirbaz, büyücü, üstatçı, imajcı… Köle, mekanik, zanaat, köle işçi, anonim… Grek, Romalı, ortaçağ… 12. yüzyıl: “Tanrı’nın Hizmetkârı”, mistik, aydınlatmacı, mozaikçi… 14. yüzyıl: Ayrımsız, sanatçı-zanaatçı (Filippo Lippi)… 15. yüzyıl: “doğada Tanrı’nın hizmetkârı”, bireysel, eğitimli adam (Van Eyck)… 16. yüzyıl: bilim adamı, natüralist, “liberal sanatlar”, Rönesans, (Dürer)… Aynı zamanda: “ilahi ressam”, içsel fikir (Mikelanj, Leonardo)… 17. yüzyıl: Sarayın hizmetkârı, “kralların ressamı” (Velasquez)… Sonra: Asil, klasikçi, kraliyet akademisi, güzel sanatlar (Poussin)… Aynı zamanda: “Mükemmel ressam”, “ressamın ressamı”… 18. yüzyıl: İdealist, “mükemmelci”, rasyonalist, akademisyen (Reynolds)… Sonra: “Kişilik”, mistik, romantik, virtüöz (Blake)…

Sol Diyez

@Pio_baroja
·
Sanatı Sanatçılardan Kurtarın ... A. Brener - Barbara Schurz
1 Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Çirkin ne? Eğer bir güzellik satıcısı tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. En çirkin manzara da sanatçıların kendilerini satmasıdır. Bir meta olarak sanat çirkin bir fikirdir; bir eğlence olarak sanat çirkin bir eylemdir. Bir memnun etme ve satış mesleği olarak görsel sanatlar çirkin bir iştir. Sanat alışverişi, sanat koleksiyonculuğu, sanat manipülasyonu, sanat işi çirkindir. Bir geçim aracı olarak, bir hayatın tadını çıkarma aracı olarak sanat çirkindir. “Sanatçının da yemek yemesi lazım” ifadesi çirkindir. Bir sanatçının yemek ihtiyacı bir başkasından fazla değildir. Sanatta ekonomik ilişkiler utanç verici ve çirkindir. Sanatta ticaretçilik, kariyercilik, para yapmacılık, hayatta kalmacılık çirkindir. Bir iş adamı olarak sanatçı, bir sanatçı olarak iş adamından daha çirkindir. Sanatçının himaye altına alınmış bir ahmak olarak, bir masum olarak, bir şirket adamı olarak, bir koleksiyon parçası, başarılı adam olarak imajı çirkindir. Doğal bir hayvan, bitki, ot, egzotik meyve olarak sanatçı çirkindir. Sanatta anti-entelektüalizm çirkindir. Sanatta sahte entelektüalizm çirkindir. Sanatta özel-leştirilmiş entelektüalizm de çirkindir. Sanat mekanizmasının bir parçası olarak çirkin kültü iğrenç ve çirkindir. Anti-sanatın herhangi bir biçimi çirkindir. Kolaj, montaj, hurda, performans ve enstalasyon sanatı çirkindir. Geometrik sanat dışavurumcu sanattan daha az çirkin değildir. Amerikan sanatı, Alman sanatı, İtalyan sanatı, Çin sanatı ve her tür sözde ulusal etiket sanatı çirkindir. “Genç sanat” çirkindir. Sözde uluslararası çağdaş sanat hem sefil hem çirkindir. Tüm bienaller çirkindir. Turizm endüstrisinin parçası olarak sanat çirkindir. Tüm jüriler ve ödüller çirkindir. Kültürel değiş tokuş
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Nacizane Tavsiye Ettiğim Kitaplar...
rahmetli mustafa necati sepetçioğlu'nun şu kitapları: dünki türkiye serisi'nin 12 kitabı 1- kilit 2- anahtar 3- kapı 4- konak 5- çatı 6- üçler yediler kırklar 7- bu atlı geçide gider 8- geçitteki ülke 9- darağacı 10- ebemkuşağı 11- sabır 12- gece vaktinde gündönümü sabır ağacı serisi: 1- sahibini arayan toprak 2- zaman toprak ve sahibi 3- zaman yürüyüşü 4- zaman bir dar kapıda 5- zaman sarkacı 6- zaman yok 7- zaman dönümü 8- zaman uyanışı yesili hoca ahmed serisi: 1- sesler ve ışıklar 2- hurmalığın ak doğanı 3- aydınlığın mührü
1000Kitap
Türk Yazarların Yozlaşmış Yazım Stilleri
Türk’lük benim nezdimde en yüce iki şeyden biridir, burada Türk diye genellememin sebebi bizim ülkemizden bizim milletimizden çıkmış yoz ve duyarsız kalemlere dikkat çekmek. Öncelikle belirtmek istedim. Bu başlıkta muhtemelen Türk’lüğü de kendi ceplerine para sokacak şekilde milli ve manevi duyguları sömürerek kullanmalarında da bir etki vardır. Hepimiz Türk olmayı çok seviyoruz ama nasıl oluyorsa onlar bu işin kitabını yazıyorlar😸 Peki ya kim bu onlar? Öncelikle ilk paragrafta tiye aldığım konu özellikle askeri kurgular ama uzun uzadıya içimi dökeceğim asıl mesele askeri kurgular değil. Ne kadar askeri kurgulara kaba tabirle dümdüz girmek istesem de.(kaba dediğime bakmayın olabildiğince kibarlaştırdım. ben öyle her şeye saygı duyan ağzı aşırı derli toplu birisi değilim, yine de saygı çerçevesinde durmayı deneyeceğim.) İnsanların milli ve dini duygularının sömürülerek kitaplar yazılmasından bıktım arkadaşlar. Bunda kastım kesinlikle bizi bilgilendirmek için yazılmış tarihi ve dini kurgular değil. Veya mitolojik… Benim kastettiğim ceplerine para girsin diye bizi geri zekalı yerine koyan yazarlar ve geri zekalı yerine konulmayı kollarını, kucaklarını açarak koşan okurlar. Burada uygulamada elbette askeri kurguyu manevi mastürbasyon (kaba olduğumu biliyorum özür dilerim ama bazı şeyleri böyle kaba ifade etmediğimiz sürece fark etmeleri gereken insanların dikkatini çekemiyoruz) yapmak için yazmayan yazarlar ve o kitapları gerçekten de askeri kurgu sevdiği için okuyan okurlar vardır. Benim sözüm zaten gerçekten askeriye işi işleyip de buna askeri kurgu diyen yazarlara falan değil. Benim sözüm asker ana karakteri olup onun maneviyatından faydalanarak aşk kitabı yazan yazarlara. Nefret ediyorum sizden. Peki neden nefret ediyorum? Zaten biraz
1000Kitap
Avrupa bizi kıskanıyor mu?
Sorunun cevabından daha kıymetli bir şey varsa o da soruya nereden baktığımız. İnsan hep bilmediği hakkında çok konuşur ve insan hep sahip olduklarının nankörüdür ya biraz öyleli bu mesele. Batının bizi kıskanmasına yoracak gerçek sebepler apaçık ve gözümüzün önündeyken bunları sıradan buluyor ve anlamıyoruz. Mesela... Yengemize neden yenge deriz de onlar bunu bilmez, düğünlerimiz neden kalabalıktır ve onlar bunu bilmez, namaz kılmakta neden zorlanır da oruç tutmayı severiz mesela ve onlar bunu bilmez, kavgalarımız neden savaş gibidir de barışmamız saniye sürmez ve onlar bunu bilmez... neyse biz de bilmeyelim; Tarihten utanalım, çocuklarımıza tarihten bize kalanları değil de uyduruk çizgi karakterlerini sevdirelim. Simit ayrandan utanalım, kahve içmeden ayılamayalım; börk giymeyelim, yazma/tülbent örtmeyelim; batının bize sunduğu rengarenk, transparan ve davetkar kıyafetlerine yapalım tüm yatırımımızı. Akraba ziyaretlerinden kaçalım, 1+1den seyredelim hayatı; kırda bozkırda peynir ekmekten ar edip alışveriş merkezlerinde en iyi burgeri yarıştıralım. Dayımın kızı, amcamın oğlu değil kuzenimiz olsun. Sevdasından lal kesildiğimiz aşklarımız değil puanladığımız tek geceliklerimiz olsun. Kütüphaneye, sinemaya gittiğimiz, felsefeyi edebiyatı tartıştığımız, eleştirerek ayağa kaldıran dostlarımız olmasın. Yoklukta iş atarız diye karşı cinsten ve düşmemizi bekleyen hemcinsten düşmanı dost belleyelim. Sabahlara kadar savaş stratejisi üretecek değiliz ya, olduk olası okumayı da sevmeyiz zaten, o halde yaşasın hangover. Atalarımızın, çocukları 8/10 yaşlarındayken yaptıkları evlilik anlaşmalarını cahilce bulup çocuklarımızın masumiyetini lise sıralarında öldürmeleriyle övünelim. Annelerimizin babalarımızın disiplinine karşı gelip kapital hiyerarşiye boyun bükelim. İşte, ancak ve
... "Güzel şeylerden kötü anlamlar çıkaranlar, cazibeden mahrum, yoz insanlardır. Bu bir kusurdur." Dorian Gray'in Portresi Oscar Wilde