Puan vermedi·216 syf.··
2026 18. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 23:40
Necip Mahfuzla tanışma kitabım. Necip Mahfuz’un kaleminden çıkan ‘Kahire Modern’, beni 1930’ların Mısır’ına, toplumsal çelişkilerin ve bireysel ahlaki çöküşlerin derinliklerine sürükleyen bir eser oldu. Kitabı okurken, Mahfuz’un sadece bir dönemi değil, insan doğasının evrensel zaaflarını da ne kadar ustaca resmettiğine hayran kaldım. Bu roman, adeta bir ayna tutuyor ve ‘vicdanını kaç paraya satarsın?’ sorusunu her sayfasında yankılatıyor. Romanın başkarakteri Mahcub Abdüldaim, yoksullukla boğuşan bir üniversite öğrencisi olarak karşımıza çıkıyor. Onun hikayesi, hayatta kalma mücadelesinin ve daha iyi bir yaşam arayışının insanı ne denli uçurumlara sürükleyebileceğinin çarpıcı bir örneği. Mahcub’un, ailesinden gelen desteği kaybetmesiyle birlikte, sömürgecilerin işbirlikçisi yoz bürokrasiyle uzlaşmaya gitmesi, beni derinden etkiledi. Bu, sadece bir karakterin değil, aynı zamanda o dönemin Mısır toplumunun da bir yansımasıydı. Adam kayırmanın, menfaat ticaretinin ve ahlaksızlığın kol gezdiği bir ortamda, Mahcub gibi karakterlerin türemesi kaçınılmazdı. Mahcub’un yükseliş hikayesi, aslında bir düşüş hikayesi. Kendisine sınıf atlatacak bürokrat El Ihşidi’nin ahlaksız teklifini kabul etmesi ve en yakın arkadaşının kız arkadaşı İhsan Şihata ile evlendirilmesi, romanın en can alıcı noktalarından biriydi. İhsan’ın bir bakanın metresi olmasını kabul etmesi karşılığında Mahcub’un önünde açılan ikbal kapıları, beni hem şaşırttı hem de düşündürdü. Bu durum, Mahcub’un ruhunda yarattığı tahribatı ve karakter aşınmasını gözler önüne seriyordu. Yükseldikçe hedonist bir kimliğe bürünen Mahcub, adeta ruhunu şeytana satan Faustvari bir figüre dönüşüyordu. Daha fazla servet ve güç uğruna karakterini sürekli aşındırmak zorunda kalan bu zavallı adamın iç dünyası, Mahfuz tarafından büyük
Kahire ModernNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2021403 okunma
8/10
·131 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 11:30
Köpek Kalbi, insan doğasını ve toplum mühendisliğini sert bir hicivle ele alan etkileyici bir eser. Mihail Bulgakov, sıradan görünen fantastik bir olayın arkasına derin bir siyasal eleştiri saklamayı başarıyor. Bir köpeğin insana dönüştürülmesi fikri, romanda yalnızca bilimsel bir deney değil, aynı zamanda “yeni insan yaratma” düşüncesinin sorgulanması hâline geliyor. Eser boyunca mizah ile karanlık atmosfer iç içe ilerliyor. Yazarın dili zaman zaman komik görünse de satır aralarında yoğun bir huzursuzluk hissediliyor. Roman, insanın dış görünüşünün değişmesinin onu gerçekten “insan” yapmaya yetmeyeceğini gösteriyor. Özellikle başkarakterin dönüşümünden sonra ortaya çıkan kaba ve yoz kişilik, toplumun çürümüş yanlarını simgeliyor. Bulgakov, kısa bir roman olmasına rağmen okura uzun süre düşündüren güçlü sorular bırakıyor. Kitapta bilim, iktidar ve ahlak arasındaki çatışma oldukça etkileyici bir biçimde işlenmiş. “Köpek Kalbi”, hem döneminin cesur bir eleştirisi hem de insan doğasına dair zamansız bir anlatı olarak hafızada yer ediyor.
Edebiyat
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Zeplin Kitap Yayınları · 202025,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
“Köpek Kalbi”, 1925’te yazılmış ama Sovyet rejimini eleştirdiği için uzun süre yayımlanamamış bir novelladır. Bulgakov, bu eserinde bilim, ideoloji ve insan doğası arasındaki çatışmayı hicivle anlatır. Bir sokak köpeği olan Şarik, bir bilim insanı olan Prof. Preobrajenski tarafından deneysel bir ameliyatla insana dönüştürülür. Köpeğe bir insanın hipofiz bezi ve testisleri nakledilir. Ancak sonuç beklenildiği gibi olmaz: Şarik, “insan” olsa da kaba, ahlaksız ve yoz bir karaktere dönüşür. Bulgakov şunu sorgular: “İnsanı insan yapan şey biyolojik yapısı mı, yoksa kültürü ve ahlakı mı?” Bence kesinlikle ahlak. İnsan olmak, sadece fiziksel yapımızla alakalı değildir. Sadece beden değişimi insanı insan yapmaz. Eğitim, değerler ve ahlak yoksa ortaya yoz bir varlık çıkar. Ütopik bir roman. Anlatıcı köpeğin kendisi. Şayet ütopik romanlar seviyorsanız tavsiye ederim. Ek olarak bana Frankestein’ı hatırlattı. Orda da önce bir insan yaratılmaya çalışılıyordu ardından ondan kurtulmaya çalışıyordu profesör. İnsan yaratılabilir, peki ya ahlaki değerler?
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Can Yayınları · 202125,6bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 9. kitabı
Üzerine sayfalarca yorum yapabileceğim bir distopya diyebilirim. Hayvanlar bir salgından dolayı insanlar için ölümcül hale geldiğinden tüm hayvanlar katlediliyor ve insanlar için özel et üretimine başlayan tesisler kuruluyor. İnsanların ne kdr ileri gidebileceğini, kötülüklerinin asla sonu olmadığını, şartlar olgunlaştığında her türlü caniliği ahlaksızlığı içselleştirip kabul edeceğini çok yalın bir dille anlatmış yazar. Bazı okurlar dehşete kapılmış ancak ben kapılamadım. Öyle ya günümüzde çok yabancı olmadığımız şeyler bunlar. Mesela deli dana hastalığı, kuş giribi gibi nedenlerle binlerce masum hayvanın katledildiği kireç çukurlarında diri diri yakıldığı günleri unutmadık sanırım henüz. İnsanın insanı yemesi de ne mecazen ne kelimenin tam anlamıyla yabancı olduğumuz bir durum değil, epstein adası skandallarını hepimiz hatırlıyoruz sanırım. İklim yasası vb bahanelerle sokaklardan bir bir eksilen köpeklerden sonra kedileri de toplamaya başladıklarını biliyoruzdur herhalde. Yakında kuşlar tavşanlar kirpiler derken insan denen yaratık kendisinden başkasına saygısı sevgisi olmayan yoz yobaz canilere dönüşecek. Beni asıl dehşete düşüren kitap değil bunca merhametsiz vicdansız, hayvan ve insan katili yaratıklarla ve onlara ceza vermeyenlerle aynı çağda dünyaya gelmiş olmak.
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Çınar Yayınları · 20202,384 okunma
Önsöz
Puan vermedi·
"Güzel şeylerden kötü anlamlar çıkaranlar, cazibeden mahrum, yoz insanlardır. Bu bir kusurdur. Güzel şeylerden Güzel anlamlar çıkaranlar kültürlü insanlardır. Bunlar açısından umut vardır."
Alıntı
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899bin okunma
1/10
·160 syf.··
2026 2. kitabı
Engereğin Gözü benim için yalnızca bir hayal kırıklığı değil, aynı zamanda ciddi bir sorgulama sebebi olmuştur. Eser boyunca Osmanlı; sistematik biçimde, şehvet düşkünü, acımasız, ahlaki sınır tanımayan ve kendi içinde sürekli yıkım üreten bir yapı olarak resmedilmektedir. Tarihte tartışmalı uygulamalar ve sert iktidar mücadeleleri olduğu elbette inkâr edilemez; ancak bu unsurların hiçbir tarihsel, siyasal ve sosyolojik bağlam sunulmadan, yalnızca en uç ve çarpıcı halleriyle verilmesi, anlatıyı edebi bir yorum olmaktan çıkarıp seçici ve yönlendirici bir kurguya dönüştürmektedir. Daha da önemlisi, romandaki bu yaklaşımın, yer yer oryantalist kalıplarla örtüşen, “Doğu’yu aşırı, yoz ve denetimsiz güç alanı olarak sunan” bir anlatı diliyle ilerlediği görülmektedir. Bu durum, eserin yalnızca bireysel bir kurgu tercihi değil, aynı zamanda problemli bir temsil biçimi olduğunu düşündürmektedir. Yazarın eseri “tarihsel roman değil, alegori” olarak değerlendirmesi ise bu sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira gerçek bir tarihsel dönem, gerçek bir devlet yapısı ve tarihsel figürler kullanıldığında, anlatının sorumluluğu da aynı ölçüde artar. Alegori savunusu, bu ölçüde tek taraflı ve bağlamdan koparılmış bir tasviri meşrulaştırmak için yeterli değildir. Bu haliyle eser, benim açımdan bir roman olmaktan ziyade, belirli bir bakış açısını güçlendirmek amacıyla seçilmiş, abartılmış ve genelleştirilmiş unsurların bir araya getirildiği bir metin izlenimi bırakmıştır. Özellikle tarihsel arka planı yeterince bilmeyen okurlar açısından, bu tür bir anlatımın yanıltıcı ve indirgemeci sonuçlar doğurabileceği kanaatindeyim. Sonuç olarak, eleştirel edebiyat ile haksız genelleme ve çarpıtma arasındaki çizgi bu eserde aşılmıştır. Bu nedenle eseri tavsiye etmiyorum.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202124,8bin okunma