20.yy başında güneş batmayan imparatorluğun başkenti Londra'nın doğu yakasındaki açlık ve sefaleti, insanlık dışı hayat şartlarını yürek yangınıyla anlatmış büyük yazar. Fakirliğin her türlü kötülün kaynağı olduğu ve mutlaka ortadan kaldırılması gerektiği doğrudan gözlemlenerek anlatılıyor. Diğer yandan şehrin batı tarafında karnı tok sırtı pek halinden memnun kesimler yaşıyor. J. London bu duruma isyan ediyor.
Emperyal güçler dünyayı sömürürken kendi halklarını da perişan ediyor. ABD'de sokaklarda yaşayan milyonlarca evsiz barksız insan yaşıyor. Başka ülkelerde kan ve gözyaşına sebep olan yönetimlerin kendi halkına da huzur ve refah veremeyeceği anlaşılıyor.
"Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun"
Merhum Akif'in ifadesiyle dini yıkıp "yeni din" kuran, yere göğe sığdırılamayan evliya/alimler anlatılmış. Mevlana, İbn-i Arabi gibi kişilerin yazdıklarının Kuran'ın mesajıyla ne kadar ters olduğunu okuyan herkes anlayacaktır.
Kitap yer yer çok ayrıntı içerse de rahat okunuyor.
İnsanı en çok üzen şey; gırtlağına kadar küfre şirke batmış kişilerin ülkemizde sorgulanamaz konumda olmalarıdır. Bu kişilerin peşinden giden, onların öğretilerine değer veren bir toplumun doğruya huzura kavuşması mümkün müdür?