Stefan Zweig’in “Satranç” romanından sonra okuduğum 6.kitabı. Bu kitaptan önce “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Ay Işığı Sokağı, Mecburiyet, Bir Çöküşün Öyküsü”
Kitapların çoğunda kadınları çok iyi anlatıyor Zweig. Romanlarında ve hikayelerinde bir diğer ortak nokta tutku.Tutkuyu ve tükenişi o kadar güzel anlatıyor ki bu anlatım karşısında büyüleniyorsunuz. Hele de kısacık kitaplara rağmen yazar betimlemeleri o kadar güzel veriyor ki bu betimlemelerin hiçbiri gereksiz ve olay örgüsü ile ilgisiz değil.
Gelelim romanımıza 60 sayfalık uzun hikaye, kısa roman yani bir novellada bir erkek hekimin bir gemi yolculuğunda tanımadığı bir kişiye Hollanda’nın sömürge ülkelerinin birine çalışmak için gittiği Doğu Hint Adaları’nda yaşadığı ve kendisini derinden etkileyen olayı anlatmasıyla başlıyor. Amok Koşucusu, hekim olarak yardıma ihtiyaç duyan bir insana el uzatmanın vicdani yükümlülüğüyle kendi karmaşık duyguları arasında sıkışıp kalan sonrasında kadına yardımı bir saplantı haline getirip bir nevi öldürücü delilik olan hummanın, amokun etkisi altına girer. Bu arada kitabın 30 ve 31. Sayfalarında kitaba adını da veren Amok şu şekilde anlatılıyor:
“ ... Amok'un ne olduğunu biliyor musunuz? “Amok mu?.. Sanırım hatırlıyorum... Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk...”
“Bu sarhoşluktan daha fazla bir şey... bu delilik, bir tür insan kudurması... ölümcül, anlamsız bir saplantinin krize dönüşmesi hali, bunu başka hiçbir alkol zehirlenmesiyle kıyaslayamazsınız... orada kaldığım süre içinde bizzat ben de birkaç vakayı inceleme firsat buldum -söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz- ama kaynağının korkunç gizemini ortaya çıkarmayı başaramadım. Bir şekilde iklimle ilgisi vardı, ani bir patlama noktasına