2 felsefe tarihi kitabının arkasından mükemmel oldu! Hele bir de karantina ile birlikte can sıkıntısının verdiği "Ülke nereye gidiyor?"karamsarlığına bu esprili yaklaşım şu günlerde bir rahatlama sağladı. Ağlayıp durmak da olmaz, gülebilmek de önemli.
Otobiyografik olan kısım en çok güldüğüm kısım oldu sanırım,özellikle küçükken hayali şarkıcı ve oyuncu olmak olan birisi olarak. Kendimle ilgili bazı şeylerin farkına bile vardım, terapi de oldu.
Sonraki bölüm siyasi, haydi ağlanacak halimize gülelim tadında. Hicivden anlamak şart, yoksa çok yanlış anlaşılabilir. Çok güldüğüm bir bölüm oldu diyemem, ama hiç gülmedim de değil. Köşe yazısı tarzında olmuş çoğu. En beğendiğim kısmı iliştirmezsem olmaz: "Zaten bir ülkede sanatçılara, gazetecilere, fikir önderlerine, sivil toplum örgütü temsilcilerine, muhalefete sonsuz ifade özgürlüğü verilip karşı görüşler dikkatle dinleniyor, saygıyla öneriler dikkate alınıyorsa, o ülkenin sırtı yere gelmez."
"İçimden, ayrımcılık sevenlere sakince yaklaşıp, aniden alınlarının ortasına "şak" diye sert bir fiske vurmak geliyor! Zira belli ki beyinde tutukluk yapan, mekanizmayı aksatan bir parça var."
"Bu ülkede bir gün, paranın yenemeyeceğini ve en büyük servetin beton değil beyin olduğunu öğreneceğiz. Bir gün..."
Ve yasalara el kaldıran meclis üyelerinden rastgele birini seçip, öğretmen edasıyla "Anlat bakalım o el kaldırdığın torba kanunun içindekileri!" demek gerçek bir deha örneği. Cevap veremeyeni de atacaksın, işini layığı ile yapan birisi gelecek. Gerçekten mükemmel fikir. Tabii üniversite sınavında matematiğin yarısını yanlış yapıp matematik öğretmeni olanların ülkesinde o meclise üye bulunabilir mi, bilemiyorum... Farklı bir eğitim sistemi ile ancak.
Bir diğer dahiyane fikir, taksicilere ingilizce eğitimi (bu sanırım İstanbul hava