Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına.Çocuklarına tutunanlar vardır.Herkes kendi tutamağının en iyi , en yüksek olduğuna inanır.Gülünçlüğünü fark etmez.
“Sen hiç gerçekten sevişen iki kişinin evlendiklerini gördün mü ? Ben görmedim” dedi.Sevişmek dediği acaba neydi ?Tuhaf, değil mi ? Onun ne istediğini anlamıyorum.
Baba ben artık bu evde yaşamak istemiyorum yıllardır ruhumuzu öldürdün bu evde hayatında bir roman okumadın bir sinemaya gidip heyecanlanmadın beni ve annemi bu çirkin eşyanın içine hapsettin yemekten ve uyumaktan başka bir şey düşünmedin bende bütün duygular senin bu inatçı duygusuzluğuna karşı gelişti kuru mantığınla içimizi kuruttun sana benzeyen taraflarımdan ellerimden ayaklarımdan utanıyorum ihtiyarlayınca sana benzemekten korkuyorum....
“ Şu anda , sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim” , dedi : “ Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek : seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.”