Bu, benim komşum olan ihtiyar bir Türk'tü; çok ihtiyar, çok yoksuldu; karısı da yoktu, çocukları da... Garibin biri; yemek pişirir, tahta siler, akşam üzeri de babadan kalma evine gelir, ninem ve öbür ihtiyar komşularla avluda oturur, çorap örerdi... Ermiş bir adamdı bu Hüseyin Ağa. Birgün beni dizlerine aldı, hayır duası edermiş gibi elini başıma koydu: «Aleksi,» dedi, «bak sana bir söz söyleyeceğim; küçük olduğun için anlamayacaksın; büyüyünce anlarsın. Dinle oğlum: Tanrı'yı yedi kat gökler ve yedi kat yer almaz; ama insanın kalbi alır. Onun için, aklını başına topla Aleksi, hayır duam seninle olsun, dikkat et, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama!»
"Yoksulluk , ayıp değildir. Ama sarhoşluk da erdem değildir. Ama sefillik, sayın bayım; sefillik, yüzkarasıdır. İnsan yoksul da olsa ruhundaki asaleti koruyabilir. Ama sefilken, asla!"
Yorum: Dostoyevski, fakirlik ile sefaleti hep farklı olarak değerlendirmiş ve bunu romanlarında işlemiştir. Fakirlik, maddi yoksunluk demektir. Fakat sefalet, hem maddi hem de zihinsel yoksunluktur. Yeni sefaletin içinde cehalet vardır. İnsanı yücelten yegane ve tek kudreti, evreni okuyabilmesi ve doğal olarak zihnen zenginleşebilmesidir. İnsan, ancak zihnen zenginleşerek kendisi ve evren hakkındaki farkındalığının artmasıyla yaradılışındaki asaleti koruyabilir. Bu yüzden, herkes, insan olarak doğsa da insan olarak ölmeyebilir. Aslında bu düşünce varoluşçuluk felsefesinin ana düşüncelerinden biridir.