Mutluluk nedir? 18 yaşındaki bir genç için iyi bir üniversitede hukuk bölümünü kazanıp geleceğini garantiye almak mı? 21 yaşında askerden gelmiş bir genç için sevdiği kızla evlenmek mi? Yada 25 yaşındaki nişanlı bir kadın için dillere destan bir düğün ve deniz manzaralı yepyeni bir daire mi? Mutluluk nedir sahiden? Hayatını, Livaneli'nin "tabut" diye adlandırdığı pahalı evlerde, toplumun çizdiği sınırlar ve yine toplumun çizdiği yanıltıcı hayallerle mi yaşamak? İstanbul'un en iyi restoranlarında yemek yiyip çocukları semtin en iyi kolejinde okutmak mı? Çifti 500 lira olan airmaxler giymek mi gerçekten?
Livaneli, bu kitabında 3 ayrı karakterin gitgide birbirine bağlanan 3 ayrı hikayesi üzerinden toplumu anlatıyor yani en azından ben öyle anladım. İçlerinde beni kendine en fazla çeken de profesör İrfan oldu, çünkü onda olmak isteyip istemediğimi benim de bilmediğim ama yakın olduğum bir kişilik var. Evet kendime en yakın bulduğum kişinin dikkatimi en fazla çeken kişi olması bencilce görülebilir ama ister istemez bir kez daha sorgulamama yol açtı kendimi.
Bakın bu kitapta irfan üzerinden beyaz yakaya bir sesleniş var. Eminim şu alıntımı okuyanların bile onda dokuzu birer İrfan. Aslında pek çok kez eleştiriyoruz her birimiz bu düzeni, ama üzerinde duramıyoruz. O eleştirdiğimiz sabah 9 akşam 5, marka meraklısı, yılda birkaç gün tatil yaparak mutlu olmaya çalışan, sadece paraya ve parayla da bu bahsettiklerime sahip olmaya çalışan insanların arasına yeniden karışmamız birkaç dakika sürüyor sadece.
Basmakalıp kostümler içerisinde, basmakalıp bir oyun oynuyoruz. Hiç doğaçlamadan, basmakalıp replikler atarak ve nefesimizi bile aynı alarak...