Bir çocuk düşünün... Yaşınız kaç olursa olsun sizin en yakın dostunuz olacak bir çocuk... Anlatmış olduğu tüm yaraları sarmak isteyeceğiniz bir dostunuzu düşünün.
İnsanların açtığı yaraları, muzipliğiyle, yaramazlığıyla kapatmaya-unutmaya çalışan bir çocuk. Acılarını, gözyaşlarını Minguinho yani kendi deyimiyle “Şeker Portakalı” na, daha sonrasında da Portuga babasına anlatarak büyümeye çalışan bir insan.
"Şeker Portakalı", sadece bir kitap değil, aynı zamanda küçük bir çocuğun dünyaya açılan penceresi. Zezé'nin gözünden anlatılan bu hüzünlü ve etkileyici öykü, okuru çocukluğun masumiyetine ve zorluklarına bir yolculuğa çıkarıyor.
Kitapta, yoksulluk içinde büyüyen Zezé'nin hayalleri, umutları ve yaşadığı hayal kırıklıkları gözler önüne seriliyor. Bir yandan haylazlıkları ve çevresini kızdırmasıyla dikkat çeken Zezé, diğer yandan da iç dünyasının zenginliğiyle büyülüyor. Şeker portakalı ağacına sığınarak kurduğu hayaller, onun için bir sığınak haline geliyor.
Kitaptaki bazı sahneler oldukça etkileyici ve hüzünlü olsa da, Zezé'nin yaşama tutunma çabası ve saflığı okuru umutlandırıyor.
Kitabı okurken en çok sevdiğim alıntı da şu:
- "Önemi yok benim gözümde yumuşak kalpli birisin. Artık bana çiçek getirmeni istemiyorum,ancak başka biri sana verirse olabilir.
-"Evet efendim söz, peki ya bardak hep boş mu kalacak?"
-"Bardak asla boş kalmayacak onu her baktığımda dünyanın en güzel çiçeğini göreceğim bana bu çiçeği en iyi öğrencimin verdiğini düşüneceğim."
-"Tamam mı?"
Bu cümleler de Zezé'nin şefkatin ne olduğunu bilmese de içinde barındırdığını ve elinden geldiğince yansıtmaya çalıştığını gösteriyor. Son olarak Zezé, Portuga'nın feci ölümünden sonra sağlığını çok kötü şekilde kaybetti ve kendisini asla toparlayamadı. Portuga gökyüzüne ulaşmıştı belki ama Zezé'de yeryüzünde