stardew valley oynadık bir süre ve bu deneyim benim için unutulmaz oldu. bundan evvel bilmediğim bir kavram hayatıma girdi. gamification. oyunlaştırma bir şekilde sınıf içi sınıf dışı hayatımda olsa da oyunlardaki bu "sonucunu hızlı hissettiren" o oyunlaştırma mekaniği kendi hayatımın içinde çok da yer almıyormuş. stardew valley'de örneğin bir bitkiyi dikmek için önce çapalamak, sonra gübre dökmek ardından bitkiyi dikmek ya da tohum atmak ve nihayetinde de sulamak gerekiyor. bu kadar çok adımın olduğunu bana fark ettirdiği için minnettar hissediyorum. peki bu bana ne kattı? çok basit gözüken işlerin esasen birçok adımı var. eğer o adımları sakince usulüne uygun şekilde çok komplike hale dönüştürmeden yapmak esas amaç ama daha önemlisi: süreci parçalara böl. nihayetinde (bitkinin, tohumun yetişme süresine göre değişken olsa da ) o bitkiyi her gün sulayarak (manuel ya da iridyum fıskiye olsa dahi) sadece küçük bir dokunuşla her güne o işi yayarak sonucunu göreceksin. önceliklendirme: örneğin bitki ekmek için önce bitkiyi ekip sonra gübre dökersen o gübre boşa gidiyor bitki üzerinde bir etkisi olmuyor. ancak öncelik gübreye verilirse o zaman bitki daha kaliteli büyüyor ve uzun süre de etkisi devam ediyor. çok basit gözüken işleri basitlik-zorluk sınıflandırmasına göre değil, öncelik-sonralık ilkesine göre ayırıp aşamalandırırsan işler sandığından çok daha kolay ve daha az eforsuz bir başarıya dönüşebiliyor. her gün bir şeylerin azar azar yapılması fikri eskisinden daha cazip geliyor çünkü hem o önceliklendirdiğim şey zihnimde daha az yer kaplıyor hem de bir günde her işi yapmaya çalışmanın getirdiği o bunaltıcı yoğunluktan kurtuluyorum. ve en önemlisi atılan her adım ya da adım paketinden sonra mutlaka bir sonuçla kendine bir geribildirimde bulunmak. örneğin bitkiler
Kim olduğunu anlamam çok da zaman almadı. Belki başkasını senin zehrinden koruyamam ama kendi benliğimi sinsiliğine armağan edecek de değilim.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Henüz kendi iç dünyasını bile tanımayan birinden, beni ya da bir başkasını anlamasını beklemek büyük bir zaman kaybı olurdu.
Bazı hikâyeler vardır… başlaması hatadır, bitmesi ise imkânsız. Bizimki öyleydi. Ne tam anlamıyla başlayabildik, ne de gerçekten bitebildik. Aradan geçen zaman… hayatın üzerimize örttüğü bütün o “doğrular”… hiçbiri seni içimden silemedi, Sadece… seni sessizliğe dönüştürdü. İnsan zamanla alışıyor sanıyor. Eksik yaşamaya,yarım kalmaya,susmaya… Ama alışmak… unutmak değilmiş. Bunu en iyi ben öğrendim. Bir gün… her şeyin bittiğini anladığım anda fark ettim: Sen hâlâ içimde konuşuyorsun. ("BEN DE SENİ SEVİYORUM"diyişin o ses tonun,kalbimin en ücra noktalarına işlenmiş,beynimde hiç durmadan esen bir rüzgar gibi ömür boyu benimle olacak) Bir cümlede, bir kitap sayfasında, bir şarkının en sessiz yerinde… Hep oradasın. Ve ben artık seni kovalamıyorum. Çünkü anladım… Bazı insanlar hayatına ait olmak için değil, sana kendini öğretmek için girer. Sen bana sevmeyi öğretmedin sadece. Kaybetmeyi de öğrettin.
Aşk
Hayat yolunda yıpranmış olsam da, bu yıpranmışlığa rağmen kendimi yeniden dikme ihtimalim her zaman daha güçlü basıyor.
Tulum giydim tüm gün derdini çekeceğim biz kızlar bazen çok salağız neyse Allahtan bazen bazıları gibi her zaman da olabilirdi😂😂😂