Bazı kitaplar vardır, hemen bitmesin diye sayfaları yavaş yavaş çevirir, karakterlerle birlikte yaşarsınız. John Steinbeck’in başyapıtı Cennetin Doğusu’nu tam 2 ay boyunca, sindire sindire, her cümlesini içime çekerek okudum ve bittiğinde içimde devasa bir boşluk kaldı. Destansı kelimesinin tam karşılığı bir kitap.
Steinbeck, Salinas Vadisi’nin muazzam doğası eşliğinde, iki ailenin nesiller boyu süren hikayesini anlatırken aslında insanlığın en eski ve en köklü evrensel meselesini masaya yatırıyor: İyi ve kötünün ezeli savaşı. Habil ile Kabil anlatısının modern bir izdüşümü olan bu romanda, insanın içindeki o karanlıkla aydınlığın mücadelesi o kadar derin işlenmiş ki, her karakterde kendinizden bir parça buluyorsunuz.
Cathy’nin saf kötülüğü, Samuel Hamilton’ın bilgeliği ve felsefesi, Lee’nin o hayran olunası sadakati ve derinliği... Hepsi etten kemikten, yaşayan karakterler. Kitabın kalbine yerleştirilen o meşhur "Timshel" (Seçebilirsin) kavramı ise üzerine günlerce düşündürecek türden. İnsanın kaderinin mahkumu olmadığını, iyi ya da kötü olmayı kendisinin seçebileceğini fısıldıyor bize Steinbeck.
2 ay süren bu uzun ve büyüleyici yolculuk, bana sadece bir hikaye değil, insana dair zamansız bir bilgelik sundu. Edebiyatın neden bu kadar güçlü bir şifa olduğunu hatırlamak ve sayfalar arasında kaybolmak isteyen herkesin, hayatında bir kez bile olsa bu vadiden geçmesi gerek.