Sessiz Kahramanların Hikâyesi: Patroklos ve Kirke
Madeline Miller’ın Akhilleus’un Şarkısı (2011) ve Kirke (2018) romanlarını art arda okumak, iki ayrı hikâyenin aynı ruh ikliminde buluştuğunu hissettiriyor. Zaman zaman Kirke’yi okurken, sanki Akhilleus’un Şarkısı devam ediyormuş hissinden kurtulamadım.
Patroklos ve Kirke,
İki sessiz kahraman. Mitlerin kıyısında kalmış, görünmeyen, ama anlatının asıl yükünü taşıyan ve görülmesi gereken karakterler. Varlıklarını bağırarak değil, sakin, kimi zaman silik, kimi zaman sessiz ama son derece cesur bir duruşla duyurmasınıda biliyorlar. Biz vardık. Hep vardık.
İkisi de sürgün.
Ve sürgünde öğreniyorlar nefes almayı, sevmeyi, direnç göstermeyi, boyun eğmemeyi, en önemlisi de kendilerini tanımayı.
Kirke’nin babası Güneş Tanrısı Helios’tur: gücün ve ihtişamın simgesi. Annesi Perses ise soğuk, mesafeli ve çocuklarından çok kendi konumuyla ilgilenen biri. Kirke ne annesinden ne de babasından gerçek bir sevgi göremiyor. Ailesi içinde en zayıf, en işe yaramaz çocuk olarak görülüyor.
Kirke’nin kişiliğini şekillendiren en önemli karakterlerden biri Prometheus’tur. İnsanlara ateşi verdiği için cezalandırılan bu amca, Kirke’ye itaatsizliğin ve bedel ödemeyi göze almanın ne demek olduğunun örneğidir.
Glaukos’a duyduğu aşk ise ,
Kirke’nin ilk büyük kırılmasıdır. Onu tanrı yapar, ama Glaukos güç kazandığında Kirke’yi terk eder ve Skylla’ya evlenme teklifi eder. Kirke öfkeyle Skylla’yı canavara dönüştürür. Aslında cezalandırılması gereken erkekken, bedeli yine bir kadın öder. Bu romanın en acı gerçeklerinden biridir.
Zeus tarafından sürgün edildiği ada, Kirke’nin gerçek dönüşüm mekânı olur. Doğayla bağ kurar, büyülerini geliştirir, kendini korumayı öğrenir. Adaya gelen erkeklerin şiddeti karşısında onları domuza çevirmesi sadece büyü