Émile Zola’nın Rougon-Macquart destanının üçüncü kitabı Le Ventre de Paris (kelime anlamıyla Paris’in Karnı) adını taşır ve Paris’teki büyük pazar yerinin, sürgüne gönderildiği yurtdışından gizlice Fransa’ya dönen kaçak Florent’in gözlemleriyle yapılan tasviriyle başlar. Tehlikelerle dolu zorlu yolculuğunun ardından sabahın erken saatlerinde kendine gelmeye çalışan Florent, Paris’in dükkân sahiplerinin üreticiler tarafından arabalarla getirilen taze ürünleri teslim alışını izler. Bu bölüm, Paris gibi devasa bir şehrin nasıl beslendiğine dair etkileyici bir fikir verir; sanki doymak bilmez iştaha sahip dev bir canlı beslenmektedir.
Anlatı ilerledikçe Florent, sokakları dolduran sebzeler, meyveler ve diğer ürünlerle bunları teslim alan insanların oluşturduğu kalabalık yüzünden pazardan çıkmakta zorlanır. Sonunda bu sokaklardan kurtulmayı başarır ve eski bir tanıdığı olan Gavard ile karşılaşır. Gavard onu görünce büyük şaşkınlık yaşar, ardından Florent’i bir kasap dükkânına götürerek buranın Florent’in kardeşi Quenu ile eşi Lisa’ya ait olduğunu söyler.
Bu noktada Macquart ailesiyle bağlantı kurulur; çünkü Lisa, Antoine Macquart’ın en büyük kızıdır. Ayrıca Florent’in neden sürgüne gönderildiğini de öğreniriz. Florent bir cumhuriyetçidir ve İkinci İmparatorluk’u başlatan darbeyi takip eden günlerde (Zola’nın Rougon-Macquart dizisinin temel tarihsel arka planı) cinayet şüphesiyle tutuklanmış ve sürgüne gönderilmiştir.
Hikâye ilerledikçe Zola, İkinci İmparatorluk’un ilk yıllarında yaşayan Parislilerin başkalarından nefret etmek için ne kadar küçük ve önemsiz gerekçeler bulabildiklerini, hatta onları utandırmak ve sonunda zarar vermek için ne denli aşırı davranışlara başvurduklarını ayrıntılı biçimde anlatır.
Genel olarak bu serideki karakterler ne büyük kahramanlardır ne