8/10
·331 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:00
Émile Zola’nın Rougon-Macquart destanının üçüncü kitabı Le Ventre de Paris (kelime anlamıyla Paris’in Karnı) adını taşır ve Paris’teki büyük pazar yerinin, sürgüne gönderildiği yurtdışından gizlice Fransa’ya dönen kaçak Florent’in gözlemleriyle yapılan tasviriyle başlar. Tehlikelerle dolu zorlu yolculuğunun ardından sabahın erken saatlerinde kendine gelmeye çalışan Florent, Paris’in dükkân sahiplerinin üreticiler tarafından arabalarla getirilen taze ürünleri teslim alışını izler. Bu bölüm, Paris gibi devasa bir şehrin nasıl beslendiğine dair etkileyici bir fikir verir; sanki doymak bilmez iştaha sahip dev bir canlı beslenmektedir. Anlatı ilerledikçe Florent, sokakları dolduran sebzeler, meyveler ve diğer ürünlerle bunları teslim alan insanların oluşturduğu kalabalık yüzünden pazardan çıkmakta zorlanır. Sonunda bu sokaklardan kurtulmayı başarır ve eski bir tanıdığı olan Gavard ile karşılaşır. Gavard onu görünce büyük şaşkınlık yaşar, ardından Florent’i bir kasap dükkânına götürerek buranın Florent’in kardeşi Quenu ile eşi Lisa’ya ait olduğunu söyler. Bu noktada Macquart ailesiyle bağlantı kurulur; çünkü Lisa, Antoine Macquart’ın en büyük kızıdır. Ayrıca Florent’in neden sürgüne gönderildiğini de öğreniriz. Florent bir cumhuriyetçidir ve İkinci İmparatorluk’u başlatan darbeyi takip eden günlerde (Zola’nın Rougon-Macquart dizisinin temel tarihsel arka planı) cinayet şüphesiyle tutuklanmış ve sürgüne gönderilmiştir. Hikâye ilerledikçe Zola, İkinci İmparatorluk’un ilk yıllarında yaşayan Parislilerin başkalarından nefret etmek için ne kadar küçük ve önemsiz gerekçeler bulabildiklerini, hatta onları utandırmak ve sonunda zarar vermek için ne denli aşırı davranışlara başvurduklarını ayrıntılı biçimde anlatır. Genel olarak bu serideki karakterler ne büyük kahramanlardır ne
Paris'in KarnıEmile Zola · Payel Yayınevi · 200689 okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:09
(Spoiler içerir) Benim için oldukça zorlayıcı bir okuma oldu. Aslında daha önce de okumaya çalışmış ama yarım bırakmıştım; bu sefer neden bıraktığımı çok net anladım. Kitabın dili yoğun şekilde argo, kaba ve rahatsız edici. Bunun yanında anlatılan olaylar da oldukça sert: şiddet, tecavüz, suç, masum insanlara yapılan korkunç kötülükler ve kanlı sahneler kitabı benim açımdan oldukça ağır hale getirdi. En zorlandığım noktalardan biri, anlatıcının Alex olmasına rağmen ona neredeyse hiç empati kuramamam oldu. Tüm hikâyeyi onun gözünden okuyoruz ama yaptıkları o kadar insanlık dışı ki başından itibaren ona karşı bir yakınlık hissedemedim. Hapishaneye girdikten sonra deney sürecinde bir noktada ona biraz acıdım; sonuçta bir kobay gibi kullanıldı ve işkenceler gördü. Ancak bu duygu bile çok kalıcı olmadı. Hapishaneden çıktıktan sonra zarar verdiği insanlarla ve eski çete arkadaşlarıyla tekrar karşılaşması bir nevi hesaplaşma gibiydi ama fazla tesadüfiydi. Son kısım ise beni en çok düşündüren yerlerden biriydi. Alex’in bir anda “büyüdüm, artık o günler geride kaldı” diyerek geçmişini neredeyse bir gençlik hatası gibi sunması bana pek inandırıcı gelmedi. Bütün kitap boyunca dürtülerine hakim olamayan, kötülüğü bilinçli şekilde seçen bir karakterin 18 yaşında bir anda olgunlaşıp evlilik düşünmeye başlaması bana fazla ani geldi. Kitabın vermek istediği mesajı anlıyorum: insanın özgür iradesi elinden alındığında gerçekten “iyi” sayılıp sayılamayacağı önemli bir soru. Ancak benim için bu güçlü fikir, rahatsız edici anlatım ve karakterle kuramadığım bağ yüzünden geri planda kaldı. Etkileyici ama okuması zor, bende hayranlıktan çok rahatsızlık bırakan bir kitaptı.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Frankenstein
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 00:32
Frankenstein İyi geceler hissedenler, şimdi de size #ürkünçhikayeler #maryshelley 'den #frankenstein kitabıyla geldim. Victor Frankenstein'ın en büyük arzusu yaşamın nasıl başladığını keşfetmekti. Şiddetli fırtınaların yaşandığı bir gece, binasına düşen bir yıldırım deneyinin canlanmasını sağlar. Kitapta sadece bir kelimeyi sevmedim. O da bize ilerleyen zamanlarda ders vermek içinmiş, buna sevindim. Kitap bize resmen ders veriyor. "Çok merak cilde zarar" derler ya. Frankenstein, çok fazla merakı yüzünden başına bir şeyler geliyor. Çalışıp çabalamasını takdir ettim ama bunun da aşırısının zarar olduğunu unutmamalıyız. Her şeyin fazlası zarar. Bir yerde duymuştum: Bir şeyi değerinden fazla seversen zıddı olur diye. Bu eserde de böyle bir olay yaşıyoruz. Ben sevdim. Farklı düşünceler ve farklı eserler okumak güzel. Çocuklar için de güzel bence. Ve sürekli unuttuğum bir şey var: Bilinmeyen kelimelerin anlamlarını yazmaları çok iyi olmuş çocuklar için. Aynı zamanda resimler de harikaydı. Bu, dahil son 5 kitap için geçerlidir. Keyifli okumalar dilerim Herkese bir ders olsun, kimse Tanrı gibi davranmaya kalkmamalı.
FrankensteinMary Shelley · The Kitap Çocuk Yayınları · 202621,8bin okunma
Biraz felsefe, biraz psikoloji biraz da maneviyat
Puan vermedi
Şu dünya da “insan” olmak zor, kadın da olsan erkek de olsan bir şekilde zorbalanır; fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kalabiliyorsun. Fizyolojik olarak kadın bedeni daha güçsüz olduğundan belki de en çok bedenen zarar görüyor; zihinsel, ruhsal hasarı da katınca işlerin boyutu çok daha vahim bir hale gelebiliyor. Eğitimli ya da cahil de olsan, varlıklı ya da fakir de olsan her iki taraf için de çok da farklı olmayabiliyor . Ruhsal olarak tam bir ehliyete sahip değilsen en önemli vasıf olan “insan” olamıyorsun! Kendi eksikliğinin cezasını kendinden güçsüze kesiyorsan bir hiçsin aslında! Lütfen biri Azra’nın elinden tutmuş olsun; o içi boş “baba” sıfatına yakışmayan beden diye dolaştırdığı kabuğu kalkınca içinden sadece cerahat akan “şey” biri de onu itmiş olsun.
TövbeN. İpek Gökdel · Dex Kitap · 201987 okunma
9/10
·392 syf.··
2026 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:00
Spoliersiz Kısım Öncelikle kitap bence çok akıcıydı. Hızlı bitebilecek bir kitap. Ben yavaş okumama rağmen 3 ila 4 saatte bitti. Kitabın vermeye verdiği mesaj çok kıymetliydi. Hassas biriyseniz bu kitap sizi biraz etkileyebilir. Kan, vahşat vb. yok ama karakterimizin sık sık anılarını okuyoruz. Anılar da genelde sevgisizlik üzerine olan anılar. Bence güzel bir kitaptı. Ve yazarın dili 17 numarada beri epey gelişmiş. İyi okumalarr SPOİLERLI KISIM Harikaydı. Gururdan daha fazla nefret ettiğim biri varsa o da Poyraz ın annesidir. Çünkü en azından babası kötü biri olduğunu belli etmiş ama annesi hem iyi davranıyor hem de onu en çok yaralayan o bence. Zaten babasının Poyraz a asıl zarar vermesinin nedeni annesi. Yok anneni üzdün yok annen ağlıyor yok annen beni sevmiyor seni seviyor. Sen HAYIRDIR? Sinir krizi geçirdim ciddi anlamda. Murat'a da üzüldüm bence Ekin'le olsalar çok tatlı olurdu. Ama Poyrazla da mükemmel oldular bence. Çok keyif aldım. Böylece bu tatlı (!) evrene de veda etmiş oldukk
Altı SaniyeFatma Şamata · Artemis Yayınları · 2025422 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Şermin Yaşar ın kitaplarını çok seviyorum her kitabında kendimden birşeyler buluyorum. Bu kitapta öyleydi. Ayrıca yazarın Türk diline bu kadar önem vermesi çok önemli bir durum ve bundan dolayı ona ne kadar teşekkür etsek az. Tğrk diline bu kadar öenm verdiğini Kelime Müzesini ziyaret ettiğimde daha iyi anladım. Yüksek sesle konuşmuyor yazar ama bi anda kitabın içinde buluyorsunuz kendinizi. Kitaptan bahsedecek olursak bir ailenin hikayesini kardeşlerin ve babaların sırlarını anlatıyor. Yazar bunu anlatırken her karakterin bakış açısını da onun diliyle aktarıyor. Karakterlerimiz 3 kardeş Emin, Ethem ve Ekrem; eşleri Hülya, Nurten ve Sevgi... Bu üç kardeşin anne babaları... Dışarıdan bakıldığında hepsi mutlu, düzenli hayatlar yaşayan, işi gücü yerinde, mal mülk sahibi, çocuklu ve örnek insanlar. Ancak bu kusursuzluğun arka planı hiç de öyle değil. Herkesin büyük bir sırrı var. Gerçekler ortaya çıkınca dengeler bozuluyor, herkes bundan çok etkileniyor. Olayların merkezinde bence en çok etkilenen ortanca çocuk Ethem var. En çok o zarar görmüş, en ağır bedeli ödeyen de o. Herşey ortağa çıktıktan sonra da hayatı en çok düzene giren de Ethem. Kitapla birlikte ailelerin çocuklara yükledikleri sorumluluklar hayatları nasıl etkiliyor. Çocuklukta yaşadığımız travmalar yeyişkinliğimizi gençliğimizi de etkiliyor. Anne sevgisinin olmadığında çocuğa nasıl yaralar açtığını bu kitapta görüyoruz. Kitap tam olarak bu sorunlara değinmiş. Her karakterin sorununu dinlerken dinlediğimize hak veriyoruz. Gerçekten herkes kendine göre haklı. Yazar resmen bizi empatiye zorluyor. Bazen söylemek istemediklerimiz kimsenin bilmesini istenediklerimiz bizi içten içe yiyip bitiriyor. Kitabın ismi de gerçekten çok buna çok uygun olmuş. Bazen söyleme bilmesinler istiyoruz. Ne kadar hayat devam etse de
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,5bin okunma