On altı yaşındaki sevgililer gibi yan yana, bacaklarımızı uzatmış oturuyorduk. Konuşacak bir şey yoktu. Ve ikimizin de istediği hayale dalmasına izin verdim. Ne ben onun acılarını, ne de o benimkileri anlayabilirdi. Rahatsız etmedik birbirimizi. Öylece oturup camdan göründüğü kadarıyla şehri ve gökyüzünü seyrettik.
''nasıl ki kemikler, et parçaları, bağırsaklar ve kan damarları derinin altına gömülü olduğu için insan görüntüsü çekilir bir hal alıyorsa, ruhun heyecanları ve tutkuları da aynı şekilde hiçliğe gömülüdür; hiçlik ruhun derisidir.''