Kendilerini bekleyen korkunç sona doğru otomatlar gibi ilerlerler. Özgür iradeleri ellerinden alınmış, vicdanları ölmüştür; bir ihtimal yaşıyorsa da başkaldırıya, itaatsizliğe cazibe katmak içindir. Çünkü tüm günahlar, din bilimcilerin bıkıp usanmadan söyledikleri gibi, itaat etmemekten kaynaklanır. Günahın sabah yıldızı olan yüce ruh, cennetten kovulduysa isyan ettiği içindir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Hayır, bulamayacak. Sahnedeki son rolünü oynadı. Fakat sen o izbe kulisteki yalnız ölüm sahnesini bir Jakoben tiyatrosundan dehşet verici bir bölüm, Webster'dan, Ford'dan ya da Cyril Tourneur'den şahane bir sahne olarak farz et. Kız hiç yaşamamış, dolayısıyla da gerçekte ölmemiş say. O zaten, en azından senin gözünde, bir hayalden ibaretti; Shakespeare'in oyunlarından kuş misali gelip geçen, varlığıyla oyuna güzellik katan bir hayalet, Shakespeare'in müziğini zenginleştiren, ona neşe katan bir sazdı. Gerçek yaşama temas ettiğinde karşılıklı olarak yaşam onu, o da yaşamı bozdu, bu yüzden çekip gitti. Dilersen Ophelia için yas tut. Cordelia'yı boğdular diye karalar bağla. Brabantio'nun kızı öldü diye feryat figan et. Ama gözyaşlarını Sibyl Vane için harcama; o kız, tüm o karakterlerden çok daha az gerçekti."
Genç adamın bilinçsiz bencilliğiyle oynamaktan büyük bir haz alan Lord Henry, "İlginç bir durum bu, çok ilginç hem de," dedi. "Doğru açıklama şu olurdu herhalde; yaşamdaki gerçek trajediler sanatsallıktan öylesine uzak oluyor ki bizi yontulmamış şiddetiyle, tutarsızlığıyla, anlamsızlığıyla, zarafetten uzak biçimsizliğiyle yaralıyor. Gerçek trajediler bizi bayağı olayların etkilediği gibi etkiler, kaba kuvvete maruz kaldığımız izlenimini yaratırlar; bu yüzden de isyan ederiz. Ama bazen güzelliğe dair sanatsal öğeler taşıyan bir trajedi gelir başımıza. Eğer bu güzellik öğeleri gerçekse olayın bütünü bize hitap eder ve üzerimizde dramatik bir etki yaratır. Bir de bakmışız oyuncu olmaktan çıkmış seyirci olmuşuz. Aslında hem oyuncu, hem seyirciyizdir."
Kılıksız, hantal oyuncuların içinde Sibyl daha üstün bir medeniyetten gelmiş bir yaratığa benziyordu. Dans ederken bedeni süzülüyor, suyun üzerinde salınan bir çiçeği andırıyordu. Boynunun kıvrımları beyaz bir zambağınki gibiydi. Elleri kusursuz fildişinden yapılmıştı sanki.