Eskici dükkanının üst katındaki odanın varlığı yetiyordu. Odanın orada onları beklediğini bilmek, orada bulunmaktan farksızdı. Bambaşka bir dünya ile orası, soyu tükenmiş hayvanların gezinebildiği, geçmişten bir köşeydi.
"Keşke seninle yer değiştirebilsem Dorian. İnsanlar belki ikimizi de çok kınadı ama sana her zaman taptılar. Hep de tapacaklar. Sen, çağımızın hep aradığı ama bulduğunda da korktuğu insan tipisin. Resim, heykel gibi şeyler yapmadığın, kendin dışında bir şey üretmediğin için çok mutluyum. Senin sanatın yaşamın oldu. Sen kendi kendini besteledin; yaşadığın günler senin sonelerindir."
Kendilerini bekleyen korkunç sona doğru otomatlar gibi ilerlerler. Özgür iradeleri ellerinden alınmış, vicdanları ölmüştür; bir ihtimal yaşıyorsa da başkaldırıya, itaatsizliğe cazibe katmak içindir. Çünkü tüm günahlar, din bilimcilerin bıkıp usanmadan söyledikleri gibi, itaat etmemekten kaynaklanır. Günahın sabah yıldızı olan yüce ruh, cennetten kovulduysa isyan ettiği içindir.
"Hayır, bulamayacak. Sahnedeki son rolünü oynadı. Fakat sen o izbe kulisteki yalnız ölüm sahnesini bir Jakoben tiyatrosundan dehşet verici bir bölüm, Webster'dan, Ford'dan ya da Cyril Tourneur'den şahane bir sahne olarak farz et. Kız hiç yaşamamış, dolayısıyla da gerçekte ölmemiş say. O zaten, en azından senin gözünde, bir hayalden ibaretti; Shakespeare'in oyunlarından kuş misali gelip geçen, varlığıyla oyuna güzellik katan bir hayalet, Shakespeare'in müziğini zenginleştiren, ona neşe katan bir sazdı. Gerçek yaşama temas ettiğinde karşılıklı olarak yaşam onu, o da yaşamı bozdu, bu yüzden çekip gitti. Dilersen Ophelia için yas tut. Cordelia'yı boğdular diye karalar bağla. Brabantio'nun kızı öldü diye feryat figan et. Ama gözyaşlarını Sibyl Vane için harcama; o kız, tüm o karakterlerden çok daha az gerçekti."