~~~ Ama gözler gerçeği görmez ki,yüreği ile aramalı insan... ~~~
Neticede iyi tohumların iyi otları,kötü tohumların da kötü otları olacaktı.Fakat tohumlar gözle görünmezler.Toprağın derinliklerinde uyurlar. İçlerinden biri uyanmayı akıl eder,o zaman gerinir ve utanarak güneşe doğru, sevimli bir filiz uzatır.Bu bir turp veya gülfidanının filiziyse onu,dilediğince büyümesi için serbest bırakmak gerekir.Ancak bu zararlı bir bitkiyse,mümkün olan en kısa zamanda,hatta ne olduğu anlaşılır anlaşılmaz onu söküp atmak lazım.
Amerika'da öğle vaktiyken Fransa'da güneşin battığını herkes bilir.Güneşin batışını görebilmek için bir dakikada Fransa'ya gitmek yeterli olurdu.Ancak ne yazık ki Fransa çok uzakta.Oysa senin,küçücük gezegeninde iskemleni biraz öteye kaydırman yeterli.Böylece canın istediği zaman,güneşin batışını seyredebilirdin..."Bir gün,güneşin batışını tam kırk üç kez görmüştüm!" Sonra da şunları ekledin:"Biyiyor musun,insan üzgün olduğu zaman gün batımını çok sever."
"Güneşin battığını kırk üç kez seyrettiğin gün çok üzgündün demek ki?" küçük prens bu soruya cevapsız kaldı.
"Ben zaten gerçeği kavrayamazdım!Onu,sözlerine göre değil de davranışlarına göre değerlendirmem gerekirmiş.Mis gibi kokusu ve ışıltısı beni sarıyordu.Ondan asla kaçmamalıydım...Zavallı kurnazlıklarının ardındaki sevecenliği sezmeliydim.Çiçeklerin bir dediği diğerine uymuyor.Ama ben de onu nasıl seveceğimi bilemeyecek kadar küçüktüm."
"Bir generale,bir kelebek gibi çiçekten çiçeğe uçmasını,bir oyun yazmasını veya deniz kuşu kılığına girmesini buyursam ve general de benden almış olduğu buyruğu yerine getiremese o mu,yoksa ben mi haksız olurdum?"
Küçük Prens,kesin bir ifadeyle:"Siz haksız olurdunuz."dedi
"Doğru.Herkesten,ancak yapabileceği şeyi istemek gerek.Bir insanın,kral da olsa,yaptırmak