Günlerimizin akşamındayız. Sık sık yanıldık, fazla umduk ve az çalıştık. Aklımızı başımıza almaktan çok cesaret ettik. Kısa zamanda bitirmeyi istedik ve mutluluğa güvendik. Sevinçten ve acıdan çok konuştuk, sevdik. İkisinden de nefret ettik...
Gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz fakat yol uzadıkça ayrıldığımız alem, bizi her gün biraz daha meşgul ediyor. Şimdi onu, hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. İrademizin en sağlam olduğu anlarda bile içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de, bir vicdan azabı gibi konuşuyor.
Ah, bir sarkaç gibi bir ölüme, bir hayata gidip gelen ruh'larla, sadece biyoloji yaşantının içinde vakit dolduran ruhlar arasında ne büyük uçurum vardır!