Kitabı okuduktan sonra “ya şimdi ya hiçbir zaman” demeye başlıyorsunuz artık çoğu işinizi yaparken. Ertelememeyi tembellikten kurtulmayı hedefliyorsunuz. Çünkü Oblomov o kadar isteksiz, hevessiz, tembel ve yaşama sevinci kalmamış bir karakter ki aslında çoğumuzun ara sıra kendini içinde hissettiği bir durum bu “Oblomovluk” . Hatta okurken “hayır ya bu kadar değilimdir herhalde, olmamalıyım, kendine bi çeki düzen vermen gerektiğini anlamışsındır herhalde” gibi söylemlerde bulundum kendime sıkça. Ve içimin daraldığını hissettiğim anlar oldu bu yüzden. Oblomovun bir kadınla tanıştıktan sonra yaşama tutunup yaşama sevincinin yerine geldiği anlar beni çok mutlu etti ama yine de Oblomov “Oblomovluk”tan vazgeçemedi. Bir insanın değişmesi biraz zordur aslında bunu da görmüş oluyoruz. Sonrasında da şöyle avuttum kendimi bu şekilde mutlu hissetti kendini eğer mutluysa sorun yok (peki gerçekten mutlu muydu?) . Bunu düşündüm. Ama böyle olmaması gerektiğinin farkında olarak düşündüm.Kitap gayet akıcıydı sıkılmadım hiç okurken. Özellikle kahramanda kendinizden bi şeyler bulduğunuzda sonrasını daha çok merak ederek okuyorsunuz bunu fark ettim. Okumak isteyenler ertelemeden okusunlar derim, şimdiden keyifli okumalar…
Tam anlamıyla mükemmeldi. Kitabı okumaya başladığınız ilk andan Hikmet Benol’un dünyasına hızlı bi giriş yapıyorsunuz. Onun kendiyle ve etrafıyla olan içsel hesaplaşmalarını bizzat sanki kitabın kahramanıymış gibi hissediyorsunuz. Sanki Hikmet Benol benmişim gibi okudum kitabı. Onun düşüncelerini okurken hissettiklerini anlamaya çalışırken bir yandan da kendimi, hayatımı ve hayatımdaki insanları sorguladım. Onlarla ve kendimle kafamda hesaplaştım, eleştirdim, yüzleştim, kavga ettim ve barıştım. Hikmet Benol karakteri bundan sonra hayatımdan geçmiş bir dostum gibi hissettirecek bana her aklıma geldiğinde. Ben çok sevdim, çok etkilendim. Okumayı düşünen herkese şiddetle tavsiye ederim.Sırada tutunamayanları okumak var…
Not: Poyraz Karayel dizisini izledikten sonra kitabı okumak apayrı zevk veriyor. Minik bir tavsiye :)
Bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. İşte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. Bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte… Kim demiş hayat zevk ve mutluluktur. Ne saçma düşünce! Hayat hayattır, bir ödevdir, ödev dediğin de çetin bir iştir. O halde ödevimizi yapalım…