armut ağaçları şimdi daha değişik görünüyorlardı. her dalın eklemi görülebilir hale gelmişti, her yaprağın nasıl kıpırdadığını görebiliyordum. (tüm akşamüstü boyunca kuzey ve güney rüzgarları hafif, yumuşak bir soluktan az daha uzun esintilerle birbirleriyle yarış edip durmuşlardı. armut ağaçları altındaki toprak bile değişmişti.
seninle karşılaşıncaya kadar gerçekleşmekte olan bu değişimi adlandırmaktan acizdim. bugün ilerlemiş yaşımda koyduğum ad ise; aşkın içe işleyişi. her şey akıntıya kapılmıştı. o üç armut ağacı, o alçak tepe, vadinin öbür ucu, biçilmiş tarlalar, orman. dağlar daha yüksek, ağaç ve tarlalar daha yakındı. görülebilir her şey bana yaklaşıyordu. daha doğrusu her şey durmuş olduğum yere sürükleniyordu, çünkü ben artık orada değildim. her yerdeydim, vadinin karşısındaki ormanda olduğum kadar ölü ağacın içinde, dağ yakasında olduğum kadar saman balyalarını bağladığım tarladaydım.