...önemli olan, bu anlamlandırma çabasının nasıl tekil bir yol izlediği, nasıl kavramsal bağlantılar kurduğu, o tekil durumdan hareketle hangi önermelerde bulunduğu, ve en nihayet, bu çabanın, kurulan bağlantıların ve ortaya atılan önermelerin bizim hayatımız ve hayatımız hakkındaki fikirlerimiz üzerinde nasıl bir etkisinin olacağı. gerisi fani. işte tam da bu nedenle bir metnin yazarı tarafından nasıl anlamlandırıldığı bizim onu anlamlandırma çabamızda önemli bir yer tutmaz. nasıl tutabilirdi ki zaten? bizim aradığımız şey o metnin yazarı tarafından tasarlanıp içine yerleştirilen hakikati değil, kendi hakikatimiz.
"madem hakikat öznel, öyleyse uydur uydur söyle" gibi bir yere gittiğim sanılmasın. tam tersine, metinlerde anlam avına çıkmışken kendimiz hakkında keşfettiğimiz hakikatler, aslında birbirimizle iletişim kurmanın, anlaşmanın, ortak yanlar bulmanın, ve en nihayet, ortak faaliyet ve eylem alanları yaratmanın önşartıdır. pratikte bir anlamı olacak hakikatler, vahiyler ve tebliğlerde, ya da üstün yetenekli/dahi/ermiş bireylerin zihninde değil, bireyler arasındaki etkileşim alanında doğar ve anlaşılır. tam da bu yüzden, mutlak, tek ve nesnel bir hakikatin varlığından, anlaşılabilirliğinden ve aktarılabilirliğinden ne kadar kuşku duyarsak, hakikat arama gayretimizi de o denli arttıracağız demektir.