Ben cümlenin altını çizmeye çalışırken o bütün sayfanın üstüne yatıp hükmünü verdi. Kelimeler bana değil bu siyah tüylü hanıma akıyordu herhalde. sayfayı anlamaya çalışırken, o sessizliğin en güzel cümlesi oldu. Belki de en iyi okurlar her zaman kedilerdi kelimeleri değil derinliğini okuyanlar.🐾
Gönül diye bir ev vardı, şimdi epey uzakta. Nasıl olduysa artık, çıkardık çocukluk kıyafetlerimizi, giyindik yalnız erişkinlere özgü mimiklerimizi. Ciddiyetimiz kayıpken iyiydik. Kahkahalar kontrolsüz, delirmek serbestti. Apansız kapıyı çektik ve çıktık o evden. Uzaklaştık kendimizden. Üşüyorsak, boşluklarımızı ne idüğü belirsiz "güven" adlı bir kavramla doldurmaya çabalıyorsak, sebepler ve sonuçlar düzenli olarak zihnimizi işgal ediyorsa eğer; ismimizin, gönül evimizin duvarlarına "firari bir çocuk" olarak yazılmasından. Evet, hepimiz yetişkin rolü yapan çocuklarız. Evet, en sevdiğimiz şey hâlâ oyun oynamak. Ve dünyada en çok sevmeye ve sevilmeye muhtacız. Haşarılığın dibini de bulsak, sevdiklerimiz tarafından mütemadiyen affa uğramak zorundayız. Yoksa küseriz. Konuşmayız birbirimizle. Böleriz oyun sahamızı. Anlayın işte, göstermediğimiz sevginin ve merhametin boşluğunda boy veriyor savaşlarımız. Aynı oyunu oynamanın zevkinden olduk, düşüncelerimiz ve inançlarımız yüzünden. Yazık, çok yazık oluyor bize. Kaçıp gidelim buradan, asıl firari sayıldığımız evimize. Lütfen biraz çocuk olalım, bu kadar ciddiyet ağır geliyor insaniyetimize!
Alper Gencer