aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum
.
benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın
hiçbir dakikamı yaşayamazsın
aysel git başımdan ben sana göre değilim
benim için kirletme aydınlığını
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
.
ıslığımı denesen hemen düşürürsün
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim
ya ölmek ustalığını kazanırsın
ya korku biriktirmek yetisini
acılarım iyice bol gelir sana
sevincim bir türlü tutmaz sevincini
aysel git başımdan ben sana göre değilim
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
.
sevindiğim anda sen üzülürsün
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş
uzak yalnızlık limanlarına
aykırı bir yolcuyum dünya geniş
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
Bugün Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabını okurken içimde birtakım düşünceler belirdi. Bunu yazmak istiyorum: Sevmek alışkanlık, aşk yenilik midir? İnsan yüreğinde yeni oluşan bir kıvılcımı mı yoksa yıllarca tutkuyla yanan bir alevi mi yeğler? Sadece aşktan bahsetmiyorum. İnsan alıştığı insana alışamıyor bazen. Tuhaf bir cümle oldu ama gerçekten de insan alışamıyor alışmak,tanımak, zaman denen kavramlara. Ki insan en çok da kendine alışamıyor. Kendini bilmeyen bir gemi, denize nasıl açılamazsa insan da öyledir. Kendine alışmadığı için önce kendisine sonra da etrafındaki insanlara yabancıdır insan.